11 Haziran 2009 Perşembe

ikisi bir arada


İkisi bir arada…
7 Haziran 2009 Pazar günü oynanan Roland Garros erkekler finalini izleyenler, tarihi bir olaya tanıklık etmiş oldular. Bugüne kadar gelmiş geçmiş onca büyük şampiyon tenisçiden sadece 5 tanesinin başarabildiğini başaran İsviçreli Roger Federer; Fred Perry, Don Budge, Roy Emerson, Rod Laver ve Andre Agassi’den sonra 4 büyük Grand Slam turnuvasını da kazanmayı başaran 6.tenisçi oldu. Bu Federer’in en büyük iki hedefinden birisiydi. Ne büyük bir tesadüf ki, kariyerinin en önemli ikinci hedefi olan Pete Sampras’ın 14 Grand Slam kazanma rekoruna ulaşma başarısını da aynı gün, aynı maçı kazanarak elde etmiş oldu.

Roger Federer’in bugüne dek kazandığı 5 Wimbledon, 5 Amerika Açık ve 3 Avustralya Açık şampiyonluğu vardı. Tek eksik slam şampiyonluğu bir toprak kort Slam’i olan Roland Garros idi. Aslında geçmişte burada yaptıklarına bakarsak 3 final ve 1 yarı finalle oldukça başarılı bir karnesi olduğunu görüyoruz. İşte tam da bu noktada Rafael Nadal faktörü ortaya çıkıyor. Federer Roland Garros’ta kaybettiği 3 final ve 1 yarıfinal maçının hepsinde Nadal ile oynamış ve kaybetmişti. En son kaybettiği 2008 Wimbledon ve 2009 Avustralya Açık finallerinde de kortun diğer tarafındaki rakip yine Nadal’dı. Bu açıdan bakıldığında Nadal’ın, Federer’in kırmak istediği rekorlara defalarca kez engel olan yegane oyuncu olduğu anlaşılıyor. Bu yıl Fransa’da beklenmedik bir şekilde erken elenen Nadal, Federer için birçoklarının artık asla kazanamaz dediği Roland Garros’ta önünü açmış oldu. Federer, kendisi için çok da parlak gitmeyen bir sezonda, hem de en iyi oyununu oynamadan kazanmış oldu bu şampiyonluğu. Onun için gelmiş geçmiş en iyi oyuncu diyenlerin sayısı bugün itibariyle artık çok daha fazla. Hedeflediği tüm rekorları kırmış durumda ve henüz 27 yaşında. Sampras’ın 14.şampiyonluğu kazandığında 31 yaşında olduğunu düşünürsek Federer’in önünde daha çok fırsat var kırdığı rekorları daha da ulaşılmaz noktalara getirmek için.

Pazar günü maç sonrasında en duygulu sahnelerden birisi kuşkusuz şampiyonluk kupasını vermek için Andre Agassi’nin orada olmasıydı. Agassi erkekler tenisinde Grand Slam yapmış son tenisçi ve kaderin cilvesine bakın ki o da son eksiği olan Roland Garros’u Federer gibi 11. katılışında kazanmıştı 1999 yılında.


Federer bu şampiyonlukla, 2008 yılı başından beri devam etmekte olan kötü gidiş ve performans düşüklüğüne son vermiş oldu. Bu düşüşte büyük etkisi olan mental zayıflığı da aşmış görünüyor. Nitekim Fransa’da birisi 2-0 geriden gelerek olmak üzere kazandığı iki 5 setlik maçla, kritik anlarda nasıl başarılı olabildiğini yeniden gösterdi bizlere. Kendine güvenini yeniden kazanmış ve geride olsa bile maçı bırakmayan tavrıyla rakiplerini yorup eninde sonunda maçı alıyor. Bu duruşuyla Wimbledon için en büyük favori durumunda. 2008 yılı final maçında yenilerek Nadal’a 1 numara olma yolunu sonuna kadar açan Federer, belki de Nadal’ın dizindeki sakatlık probleminden dolayı katılamayacağı bir Wimbledon’da şampiyon olarak yeniden dünya bir numarası oluverir, kimbilir…

toprakta resital başladı

Toprakta Resital Başladı…

Tarihi 1891 yılına kadar uzanan Fransa Açık Tenis Turnuvası (Roland Garros) 24 Mayıs Pazar günü yapılan ilk tur müsabakalarıyla başladı. Tenisin en büyük ve en prestijli 4 turnuvasının oluşturduğu Grand slam turnuvalarından birisi olan Roland Garros, toprak kortta oynanan tek Slam olma özelliği ile de ayrı bir öneme sahip. Toprak kort diğer kort tiplerine göre daha yavaş olduğundan, burada oynanan maçlarda çok daha uzun ve keyifli ralliler izlenebiliyor.

Son yıllarda yıldız oyuncu sıkıntısı nedeniyle popülaritesini yitirmeye başlayan bayanlar tenisinin yanında erkekler tenisi çok keyifli çekişmelere sahne oluyor. 2003 – 2008 yılları arasında 1 numaradaki yerini açık ara korumayı başaran ve ulaşılması zor rekorlar kıran İsviçreli tenisçi Roger Federer, 2008 yılı başından itibaren yaşadığı performans kaybı ile hem favorisi olduğu turnuvaları kaybetmeye başladı, hem de zirveyi uzun zamandır 2 numarada bekleyen en yakın rakibi İspanyol Rafael Nadal’a bırakmak zorunda kaldı. Rafael Nadal’ı öncelikle tipik bir İspanyol toprak kort oyuncusu olarak tanıdık. 2005 yılında ilk defa katıldığı Roland Garros’da şampiyon olan ve sonrasında da Fransa’da yenilgi yüzü görmeyip katıldığı her sene kupayı kaldıran Nadal kırılması zor bir rekorun sahibi. Oyununu ve tekniğini sürekli olarak geliştiren Nadal, 2008 yılından itibaren sert ve çim kortta da başarılı sonuçlar almaya başladı. 2008 yılı Wimbledon finalinde rüya gibi bir final maçından sonra Federer’i yenerek şampiyon olduğunda artık herkes Nadal’ın Federer’i geçip 1 numara olabileceğine inanmaya başlamıştı. Nitekim çok geçmeden 2008 Ağustos ayında Nadal bunu başardı. Ardından 2009 yılında yine tarihe geçen ve Federer’in maç sonundaki gözyaşlarıyla hafızalara kazınan bir final maçından sonra Avustralya Açık’ı kazandı Nadal. Artık her kortun oyuncusu olduğunu ispatlamıştı. Nadal’ın form grafiği yükseldikçe, otoriteler tarafından tenisin gelmiş geçmiş en büyük ve komple oyuncusu olduğu defalarca dile getirilen Federer’in formu düşmeye devam ediyordu. 2009 yılında katıldığı turnuvaların çoğunda finale bile gelemeden elenen Federer, tenis dünyasının en büyük heyecanı olan Federer - Nadal finallerini bekleyen tenisseverleri de hayal kırıklığına uğratmış oluyordu. Bu durum böyle sürüp giderken geçtiğimiz hafta Madrid toprak kort turnuvasında hiç kimsenin aklına gelmeyen bir şey oldu. En nihayet bir final maçında bir araya gelen Nadal ve Federer, tam da Roland Garros öncesi oynanan bu toprak kort maçında bir kez daha kozlarını paylaştılar ve Federer Nadal’ı uzun zaman sonra favori kortunda yenmeyi başardı.

Bu galibiyetin ardından Roland Garros daha bir heyecan ve önem kazanmış oldu. 2008 yılı finalinde Federer’i adeta ezip geçen Nadal bu yıl da hala favori ama en azından artık gününde bir Federer’in toprak kortta bile olsa Nadal’ı yenip koleksiyonundaki tek eksik olan Roland Garros kupasını kazanabileceğini biliyoruz. Tenis dünyası, tenisin bu dahi çocuğunun bunu hak ettiğini biliyor ve gerçekleşmesini bekliyor.

Bayanlar cephesine baktığımızda, kısa bir süre önce 1 numaraya yükselen Rus Dinara Safina, onun henüz grand slam kazanamadan 1 numara oluşunu hazmedemeyen Williams kardeşler, formsuz Sırplar Jankovic ve Ivanovic ile sakatlık nedeniyle uzun zamandır ortalarda görünmeyen ve ne yapacağı pek kestirilemeyen Sharapova’yı görüyoruz. Bu pek de iç açıcı olmayan tabloya bakınca, 2008 yılı sonları ve 2009 yılı başındaki formuyla adından sıkça söz ettiren ve oynadığı tenisle farklı bir keyif veren Rus Vera Zvonareva’nın sakatlığı nedeniyle son anda turnuvadan çekilmesine üzülmemek elde değil. Son dönemde yıldızları parlayan ve gelecek vaad eden Danimarkalı Wozniacki ve Belarus’lu Azarenka ise bu turnuvada sürpriz yapabilecek genç yetenekler.

İki hafta sürecek olan Roland Garros resitali kızıl cazibesiyle tenisseverleri ekran başına toplarken uzun, çekişmeli ve seyir zevki yüksek maçlar vaat ediyor.