28 Kasım 2010 Pazar

son gülen..

erkekler tenis sezonu bugün oynanan rüya finalle sona erdi. final maçında nadal'ı 6-3 3-6 6-1 yenen federer şampiyon oldu.

hafta boyunca her ikisi de çok iyi maçlar çıkarmıştı. federer grup maçlarında ferrer, murray ve soderling'i yendikten sonra yarı finalde djokovic'i elemeyi başarmıştı. nadal ise grupta roddick, djokovic ve berdych'i yenmiş, yarı finalde de murray'i elemişti.

ilk sette fırtına gibi bir federer vardı kortta. hani iyi oynadığında bile federer'i durdurabilecek belki bir tek nadal var derdim eskiden ama artık kimse yokmuş diyorum. özellikle hiç alışık olmadığımız bir şekilde backhand'iyle, nadal'ın forehand'ine attığı çapraz toplardan çok winner üretti federer. nadal'ın forehand kanadından winner yapmak ne kadar zordur bilirsiniz. kendi servis oyunlarında sadece 3 puan kaybeden federer, ele geçirdiği servis kırma puanını kaçırmayınca ilk seti 6-3 aldı.

ikinci sette işler biraz değişti. nadal cephesinde ilk servislerin oyuna girme oranı yükselirken federer cephesinde ciddi bir düşüş oldu. nadal gibi bir oyuncuya karşı %25-30 gibi bir ilk servis yüzdesiyle servis kırdırmamak pek mümkün değildir. federer için de mümkün olmadı ve nadal servis kırarak ikinci seti aynı skorla 6-3 aldı.

üçüncü sette ilk servislerine ve backhand winner'larına yeniden kavuşan federer, ilk setteki oyununa yakın bir performans ortaya koydu. bu oyun karşısında direnci kırılan nadal rakibinin iki kere servisini kırmasına engel olamadı ve seti 6-1 kaybederek ilk kez yer aldığı sezon sonu final maçından mağlubiyetle ayrılmış oldu. federer ise altıncı finalinden beşinci kupasını çıkardı.





2010 yılına avustralya açık'ı kazanarak başlayan federer sonrasında büyük turnuvalarda mutlu sona ulaşamamıştı bir türlü. 1 numara olarak başladığı yıl içinde 3 numaraya kadar düşmüştü. bu şampiyonluk bu yüzden önemli federer için. dünyanın en iyi 8 tenisçisinin katıldığı bu turnuvada kendisi dışında ilk beşte yer alan tüm oyuncuları yenerek kazandı bu şampiyonluğu. başka bir deyişle aynı hafta içinde soderling, murray, djokovic ve nadal'ı yenmiş oldu. geçen yıl burada hiç maç kazanamayan nadal da 4 galibiyetle finale çıkarak 1000 puan kazanmış oldu.

2010 yılı için geriye bir tek davis cup finali kaldı. 2011'de neler olur, kimler neler yapar kestirmek zor. ama en azından federer'in eski formuna dönmesi ve nadal'ın sakatlığını atlatmış görünüyor oluşu gelecek yıl için tenis açısından umut vadediyor. zira bu iki adam olmazsa atp'nin wta'dan bir farkı kalmaz, tenisin de tadı tuzu olmaz. iyi ki varlar...

son olarak, tebrikler kırmızı :)

sezon sonuna doğru..

2010 yılı kadınlardan sonra erkeklerde de bitmek üzere. sezon sonu turnuvasında grup maçları tamamlanıp yarıfinalistler belli olduğunda karşımıza çıkan eşleşmeler şöyle oldu :

federer / djokovic
nadal / murray

londra'da bugün yarıfinal günüydü. ilk olarak nadal ve murray oynadılar. üç küsür saat süren ve oldukça çekişmeli geçen maçı 76 36 76 kazanan nadal ilk finalist oldu. aslında murray de kazanabilirdi. hatta istatistiklere bakınca nadal'dan 5 puan daha fazla kazanmış olduğu görülüyor. ama son setin tiebreak'inde avantajlı duruma geçmesine rağmen kritik birkaç hata yaptı ve maçı kaybetti.



ikinci yarı final maçıysa ilkinin aksine oldukça kısa sürdü. hafta boyunca grup maçlarında çok rahat oynayan federer, bu halini djokovic maçına da yansıtmayı başardı. kortta kendinden çok emin ve sakindi. üç kere servis kırma şansı elde ettiği 0-40 durumlarında bunların hiçbirinden faydalanamayıp servis kıramaması halinde bile en ufak bir endişe veya panik havası hissettirmedi. maçı 1 saat 20 dakikada 61 64 kazanıp enerjisini final maçına saklamayı başardı. böylece amerika açıkta yarıfinalde federer'i yenerek federer/nadal finaline engel olan djokovic'in bunu bir kez daha başarmasına engel olmuş oldu.



gelelim finale.. öncelikle sezonun beklenen rüya finalle kapanacak olması çok hoş oldu. kaç vakittir bu ikilinin maçını izleyememiştik. şimdiden heyecanlanmaya başladım ben doğrusu. grup maçlarında 3'te 3 yapan dünyanın bir ve iki numarasının final maçını izleyeceğiz. bu en son ne zaman olmuştur bilmiyorum, bakmak lazım. skora gelince, bu konuda tahminde bulunmak istemiyorum., zira pek başarılı olduğum söylenemez. her ne kadar federer'in hafta boyunca gösterdiği performans beni iyimser olmaya zorlasa da, nadal'ın federer üzerindeki psikolojik etkisini düşününce çekimser kalmayı tercih ediyorum.

sadece kırmızıyla morun mücadelesinin keyfini çıkarın diyorum..

30 Ekim 2010 Cumartesi

kim & elena

kadınlar turunda hem hanımefendilikleri hem de oyunları açısından en çok sevdiğim iki oyuncu, kim ve elena.
bir tanesi tenisi bıraktı, anne oldu, geri döndü. şu anda turdaki tartışmasız bir numaralı favorim. diğeri yine sanırım aynı sebeple, anne olmak için, tenisi erken sayılacak bir yaşta bıraktı. tekrar döner mi bilmiyorum.


dün twitter'da kim'in yazdıklarını okudum, elena hakkında..

"I am happy I was a part of Elena her last day on tour! we have spent many years together on the road, already started in juniors. she brought elegance, kindness, discipline and beautiful tennis to the tour. I will miss having her around because there are not many like her. I wish her nothing but the best and can't wait to see her and her boyfriend start a family. Congrats on a great career Elena.."

herşeyi çok güzel özetlemiş kim.. her ikisi hakkında hissettiklerimi ifade etmiş. gerçekten onlardan fazla yok turda.

gözümün önünde günün birinde çekileceğini hayal ettiğim bir fotoğraf var : kucağında jada'nın düz saçlı versiyonuyla kupa kaldıran bir elena...

ELENA

uzun zamandır yazmıyordum. aslında bugün de pek yazacağım yoktu. ama öyle bir şey oldu ki kendimi gözyaşları içinde bu satırları yazarken buluverdim.

elena dementieva bugün tenisi bıraktığını açıkladı. uzun zamandır benim en sevdiğim oyunculardan biriydi. kadınlar tenisinde hem başarılı, hem seviyeli, hem de sevilen bir oyuncu olma özelliklerini birarada taşıyabilen nadir oyunculardandı. o upuzun süren rallilerde gelen her zor topu inanılmaz bir şekilde çevirirken, o narin görüntünün ardındaki büyük atletin bu oyunda rol almasının ne kadar büyük keyif olduğunu düşünürdüm hep. büyük bir tenisçiydi ama daha büyük olabileceği halde olamamasının tek sebebi bir türlü yıdızının barışmadığı servisleriydi. servis atmayı hiç sevemedi sanki, hiç istediği gibi başaramadı bunu. eğer başarabilseydi, bu filmin eksik kalan tek sahnesi de tamamlanırdı mutlaka. grand slamlerde yarı finaller ve finaller oynadı elena, ama bir türlü kazanamadı. sanırım bugünkü beklenmedik emeklilik kararının ardından beni en çok üzen de bu oldu. slam kazanma potansiyeline fazlasıyla sahip olduğu halde bir tane bile kazanamadan bıraktı tenisi .




bu resimleri gördükten sonra bir şey daha içimi acıttı doğrusu. evet hepsi çok başarılı sporcular, meşhurlar, büyük paralar kazanıyorlar, hep gözönündeler.. ama bir gün gelip tenisi bırakmak zorundalar. ve elena'nın vedası için döküldüğü düşünülen bu gözyaşları, bir gün gelip hepsinin yaşayacağı kaçınılmaz son için de dökülüyor aslında. nerdeyse çocukluklarından beri hayatlarının tamamını kaplayan tenis bir gün gelip de artık hayatlarında olmadığında, en azından profesyonel olarak hayatlarında yer almadığında geriye ne kalıyor acaba diye düşünüyorum da.. çok zor olsa gerek ya.. agassi'nin son maçından sonraki o hali geliyor gözümün önüne.. canının ne kadar acıdığı her halinden belli oluyordu. bugün aynı acıyı elena'nın gözlerinde de gördüm. görmemiş olanlar için:

WTA Video Features Features Elena's Announcement

ne yazabilirim ki başka.. çok üzüldüm işte.. hoşçakal güzel gülüşlü, büyük tenisçi, güzel kız.. o tonton yüzlü, sevimli annenle birlikte mutlu bir hayat diliyorum sana. seni gerçekten özleyeceğim.

5 Eylül 2010 Pazar

amerika açık 2010 ilk haftanın ardından..

amerika açıkta ilk hafta sona ermek üzere.

erkeklerde bir numaralı seribaşı nadal, şu an oynamakta olduğu ve ilk setini kazandığı simon maçından sonra dördüncü turda hemşerisi lopez'in rakibi olacak ve muhtemelen kolayca çeyrek finale çıkacak. ardından da hep-ispanyol dördüncü tur maçı ferrer/verdasco maçının galibiyle çeyrek final oynayıp, ispanyolları ipe dizmiş bir halde yarı finale çıkacak.(diye düşünüyorum)

iki numaralı seribaşı federer, oynadığı üç kolay maçın ardından dördüncü turda yoluna devam ediyor ve rakibi jurgen melzer. onu geçip çeyrek finale çıktığında rakibi büyük ihtimalle soderling olacak. soderling, federer'in bu yıl berdych'ten sonra rövanş almak için yanıp tutuştuğu bir isim. bu maçı merakla bekliyorum.

üç numaralı seribaşı djokovic ilk turda yakın arkadaşı troicki karşısında ipten dönüp toparlanmış gibi gözükse de bu toparlanmanın dördüncü turda oynayacağı mardy fish için yeterli olamayacağını düşünüyorum. mardy fish son birkaç aydır çok formda ve kendi seyircisi önünde müthiş bir desteğe sahip. djokovic'in ordan sağ çıkması zor görünüyor.

dört numaralı seribaşı murray ise şu an oynamakta olduğu wawrinka maçında ilk seti aldı. büyük ihtimalle kazanacağı bu maçın ardından dördüncü turda sam querrey ile oynayacak. onu da şimdiden çeyrek finalde varsayabiliriz.

kadınlarda bir numaralı seribaşı wozniacki, kolaycacık geldiği dördüncü turda ilk defa boyuna göre pardon boyundan büyük bir rakiple karşılaşacak: maria sharapova. bir türlü ısınamadığım oyun tarzıyla buralara nasıl geldiğine hayretler içinde kaldığım wozniacki'ye maria'nın güzel bir ders vermesini diliyorum bu eşleşmede.

iki numaralı seribaşı ve sevgili favorim kim clijsters bugün dördüncü tur maçında yumruk sıkma şampiyonu ivanovic'i 6-2 6-1 skorla geçerek, stosur/dementieva dördüncü tur maçından gelecek çeyrek final rakibini beklemeye başladı ki ben bu rakibin dementieva olmasını diliyorum.

üç numaralı seribaşı venus williams bugün peer'i yendikten sonra, pavlyuchenkova'yı sürpriz bir şekilde geçen schiavone ile çeyrek finalde eşleşti. aptal bir gününde olmazsa bu maçtan galip ayrılan taraf venus olacaktır.

dört numaralı seribaşı jankovic çoktan elendiği için onun çeyreğinden gelecek isim petkovic/zvonareva maçının galibi olacaktır.

bunun dışında şu ana kadar turnuvadan akılda kalanlar;
marsel'in bir numaralı seribaşı olduğu elemelerin ilk maçında kaybedip geçen yıldan kazanmış olduğu puanların üzerine bir bardak soğuk su içmiş olması..
çağla'nın elemelerde de olsa bir grand slam'de teklerde mücadele eden ilk türk kadın tenisçi olması.
berdych'in henüz ilk turda llodra'ya elenmesi..
soderling'in ilk turda elemelerden gelen bir oyuncuya karşı beş sette zar zor kazanması..
roddick'in ikinci turda tipsarevic'e elenmesi..
jarmila groth'nun ilk turda şanssız bir şekilde sharapova ile eşleşip rakibinden bir set aldığı halde yenilmesi..
azarenka'nın dulko maçında kortta bayılması..
wozniacki'nin dördüncü tura gelene kadar sadece 3 oyun kaybetmesi..
ana ivanovic'in üstüste üç maç kazanması..
schiavone'nin tweener'ı..
(bir tweener da ilk turda federer'den gelmişti ama o otomatiğe bağladığı için saymıyorum)
tribünde yaşanan seyirci kavgası..
(burası amerika!!!)

ilk hafta böylece geçip giderken beklenenin aksine heyecanlı eşleşme ve maçlar kadınlar tarafında oldu. özellikle bugün oynanan clijsters/ivanovic maçı ile yarın oynanacak olan wozniacki/sharapova maçı tansiyonu yükselten eşleşmeler oldu. erkekler tarafında ise tansiyonun çeyrek finallerle birlikte yükseleceğini düşünüyorum..

1 Eylül 2010 Çarşamba

yine yaptı...

2009 amerika açık djokovic yarı finalinden sonra 2010 amerika açık dabul ilk tur maçında, aynı vuruşu bir kez daha yapan adam...

16 Ağustos 2010 Pazartesi

özet

geçen hafta sonunu tek kelimeyle özetlemek istiyorum: uykusuzluk..

haftanın iki önemli turnuvasında erkekler toronto'da, kadınlar cincinnati'de idi. her iki tarafta da top ten tenisçiler olunca maçları takip etmek şart oldu. ama ne yazık ki her iki turnuva da türkiye saatine göre farklı bir zaman diliminde oynandı. toronto bizden 7 saat, cincinnati 8 saat geride olunca özellikle de akşam seansındaki maçlar bizde sabaha karşı vakitlere denk geldi. bu da yol, su, elektrikten ziyade uykusuzluk olarak geri döndü..

toronto'da cuma gününün en önemli maçı federer/berdych maçıydı kuşkusuz. bu yıl miami ve wimbledon'da federer'i yenmeyi başaran berdych, federer için kabus olmaya aday oyunculardan biri haline gelmişti. bu maçı da alırsa bu ünvanı tescillenecekti. aynı oyuncuya ardarda yenilmekten nefret eden federer, bu motivasyonla çıktı korta. ve ilk sette neye uğradığını anlayamayan berdych'i sildi süpürdü. ardından yaklaşık son bir yıldır görmeye artık çok alıştığımız senaryo oynamaya başladı sahnede. ikinci sette federer'in oyunu düşerken rakibi yükselişe geçti ve kaçınılmaz son: set berdych'e gitti. üçüncü set de federer taraftarları için yaşanan gel-git'lere ve strese sahne oldu. en son tiebreak'le maçı kazandığında sabahın körü olmuştu ve artık o kadar gerilmiştim ki, bir süre federer maçı izlememek için kesin karar vermiştim.

ne kadar kararlıymışım ki(!) cumartesi gecesi (pazar sabaha karşı yani)02:00 gibi ben yine televizyon karşısında ve federer/djokovic maçı izler haldeydim. artık ezbere bildiğimiz gibi ilk set şipşak federer'in oldu. ikinci sette uyanan djokovic üzerine düşen rolü oynayıp seti aldı. rakip djokovic olunca üçüncü setin sonucu daha baştan belliydi ve federer maçı yine sabahın köründe kazanarak finalde murray'nin rakibi oldu.

pazar akşamı final maçı türkiye saatiyle 20:30'da başladı. erken başladığı ve erken biteceği için çok mutluydum ama işler hiç de umduğum gibi olmadı. final maçının hiç akla gelmeyen bir başrol oyuncusu vardı çünkü : yağmur.. yarı finalde nadal'ı hem de iki sette yenen murray, final maçına çok kararlı başladı. federer'den rol çalarak ilk seti mükemmel oynadı ve kazandı. bu hesapta yoktu tabi.. ikinci sette en formda olan oyuncu yağmurdu.. defalarca ara verildi maça yağmur nedeniyle. bütün bunlar canımı sıkmıştı ve bu defa kararlı bir şekilde vazgeçtim maçı izlemekten..

sabah sonuca bakıp da murray'nin iki sette şampiyon olduğunu görmek haftaya kötü bir başlangıç için yeterli olmuştu..

cincinnati de ise çok daha ilginç bir final maçı oynandı. clijsters/sharapova finali başladığında favori olan taraf kim'di bana göre.. ama kendisi korkunç bir servis ve çift hata performansıyla oynayarak ilk seti kaybetti. ikinci sette yağmur sahneye çıktığında sharapova tam 3 kez maç puanı kaçırmış ve 5-3 clijsters servisinde berabere olmuştu. erkekler finalinde olduğu gibi pazartesi sabahı öğrendim maç sonucunu ve hayretler içinde kaldım. clijsters ikinci seti tiebreak'e taşıyıp almış, ardından final setini de 6-2 alıp şampiyon olmuştu.

tüm bunları gecikmeli olarak yazdığımın farkındayım, ama emin olun kabahat bende değil. sabahın köründe biten maçlardan sonra oturup da bişeyler yazmak en azından benim için pek mümkün değil.

bu arada çok kıskandığım birşeyden bahsetmek istiyorum. geçtiğimiz hafta yakından tanıdığım şanslı bir adam iş nedeniyle toronta'daydı. tam da rogers cup'la aynı haftada toronto'da olmak!! bu nasıl bir şanstır ve neden bu şanslar hiç benim karşıma çıkmaz? her neyse.. biraz da benim gazımla cuma günü akşam seansında federer/berdych ve djokovic/chardy çeyrek final maçlarını izledi bu şanslı adam. benimle paylaştığı video ve fotoğraflardan birkaç tanesini paylaşmak istiyorum burada.

ne diyeyim, darısı başıma...





teşekkür ederim

son olarak, hediye rogers cup toplarımla veda etmek istiyorum :)

10 Ağustos 2010 Salı

bir varmış iki yokmuş..

en son 1976 yılında olmuş..dünyanın 1 ve 2 numarası biraraya gelmişler.. bir double takım olmuş ve turnuva oynamışlar.. o zaman ki 1 numara jimmy connors, 2 numara arthur ashe' miş. katıldıkları turnuvalardan north conway'de çeyrek final, washington'da final oynamışlar.

senelerden 2010 olmuş. onca sene sonra 1 ve 2 numara bir kez daha double takım olmuşlar. toronto'daki rogers cup'a katılmışlar. ilk maçlarında kanada'lı wild card'lı vasek pospisil (dünya 329 no) ve milos raonic (dünya 217 no) ile oynamışlar. ve maçı 5-7 6-3 10-8 kaybetmişler.

"bir"ken en iyi olanın, "iki" olunca en iyi olamayabileceğini anlamışlar..

bu maç pospisil ve raonic için torunlarına anlatılacak bir anı olmuş.. nadal/djokovic takımından çok şey bekleyen zavallı tenisseverlere de yazık olmuş..

onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine..

2 Ağustos 2010 Pazartesi

istanbul cup'ın ardından...

istanbul cup sona erdi. teklerde, vatandaşı elena vesnina'yı 5-7 7-5 6-4 yenen anastasia pavlyuchenkova şampiyon oldu. çiftlerde ise, yarı finalde pemra/çağla ikilisini eleyen eleni daniilidou-jasmin woehr ikilisi, turnuvanın 1 numaralı seribaşı kondratieva/uhlirova çiftini finalde 6-4 1-6 11-9 yenerek şampiyon oldular.

daha önce de söyledim, yıldızsız bir istanbul cup'tı bu seneki. kaliteli bir ana tablo olduğunu düşünenler var, haklı da olabilirler. birbirine yakın seviyede bir çok kaliteli isim vardı. ama yıldız olmak farklı bişey. final maçında bile tribünlerin boş kalması derdinin başkaca bir dermanı yok maalesef bizim gibi spor=futbol kültürü üzerine kurulu ülkelerde..

şampiyonluk favorim groth, o olmazsa petkovic'ti. her ikisi de yarı finalde elendiler. 3 saat 10 dakika süren iki rusun finalinden mutlu ayrılan taraf pavlyuchenkova oldu. oysa ki vesnina ilk seti 7-5 kazanmış, ikinci sette de 4-0 öndeydi. daha önce oynanmış ve kaybedilmiş iki finalin ardından vesnina bir kez daha psikolojik savaşı kaybetti ve ilk wta şampiyonluğunu başka turnuvalara ertelemek zorunda kaldı. pavlyuchenkova'yı da tebrik etmek lazım, maçı inanılmaz bir noktadan çevirmeyi başardı.

geçen yıl ki 41 dakikalık finalin ardından bu yıl ki final maçı seyirci açısından oldukça doyurucu geçti. bu yıl oynanan en uzun wta finali oldu ayrıca.

gelecek yıl sezon sonu turnuvası nedeniyle istanbul cup yok. şu andan itibaren istanbul'a gelmesini istediğim yıldızların başarıları için dua etmeye başlıyorum..

30 Temmuz 2010 Cuma

eksik ve de sönük...

venus'u, sharapova'yı, dementieva'yı canlı canlı izlediğim istanbul cup'ları düşünüyorum da, bu sene birşeyler eksik gibi geliyor. her sporda olduğu gibi teniste de yıldız isimlerin varlığı çok önemli. formda olmasalar da, beklenmedik şekilde elenseler de (2007'de venus ve sharapova'nın rezai'ye elenmesi gibi) fikstürde isimlerinin yer alması önemli.

bu sene ttf, planlarını serena'nın üzerine kurgulamıştı. dünya 1 numarasının gelmesi çok sükseli olacaktı. ama maalesef olmadı, serena bilindik sebepten ötürü gelmekten vazgeçti. bu durumda bir b planı olmayan ve de acil durum senaryosu üretemeyen ttf, kala kala schiavone'ye kaldı. schiavone, gerçek anlamda yıldız oyuncu olmayı hiçbir zaman başaramamış bir tenisçi. bu yıl roland garros'u kazanmış olması da bu gerçeği değiştirmiyor. üstelik dün oynanan maçta, ilk tur maçında çağla'nın elinden kılpayı kurtulmuş olan baltacha'ya 6-4 6-2 yenilerek, daha ikinci turdan turnuvaya veda etmiş oldu. geriye petkovic, cirstea, pavlyuchenkova, dushevina gibi isimler kaldı ama hepsini toplasak bir dementieva, bir sharapova etkisi yapmıyor maalesef. nerde dementieva, sharapova ve venus'un beraber katıldığı istanbul cup, nerde bu yıl ki.. geçen yıl da böyle sönüktü aslında. zvonareva vardı, o da erken elenmişti.. zaten eksik olan ilginin canlandırılabilmesi için önemli isimleri getirmek gerekli. neyse ki 2011'de wta championship istanbul'da ve üç yıllığına istanbul cup'a ara veriliyor. iki yıldır yapılamayanın bir kere daha tekrarlanma ihtimali yok hiç değilse..

şimdi bu sönük tabloda çeyrek finale kimler kaldı bir bakarsak;

elena baltacha / andrea petkovic
jarmila groth / vera dushevina
sorana cirstea / anastasia pavlyuchenkova
elena vesnina / anastasia rodionova

bu isimlere bakınca içimden gelen ses türkiye'de yaşayan ve antrenman yapan jarmila groth şampiyon olsun diyor. o olmazsa da petkovic olsun artık.

27 Temmuz 2010 Salı

wimbledon misali...

"rain delay" genellikle wimbledon'dan alışık olduğumuz bir şeydi. bu yıl istanbul cup da şaşırtıcı bir şekilde rain delay'le başladı. dün akşam saat 8:00'de oynanması gereken 1 numaralı seribaşı italyan francesca schiavone ile ingiliz anne keothavong ilk tur maçı, sağanak yağış nedeniyle yarım saat gecikmeli başladı. maçın yirminci dakikasında yeniden bastıran yağmur nedeniyle karşılaşmaya ara verildi. ilerleyen saat ve düzelmeyen hava koşulları nedeniyle ertelenen maç bugün günün üçüncü maçı olarak merkez kortta oynanacak. maça ara verildiğinde schiavone ilk sette 4-0 öndeydi.

bu sene hava gerçekten çok ilginç. temmuz ayında sürekli yağmur yağıyor. meteorolojiye göre çarşamba günü de hava sağanak yağışlı.. wimbledon misali ertelenen maçlar istanbu'da da olağan hale gelecek bu gidişle..

dün oynanan ilk tur maçlarında pemra özgen 6 numaralı seribaşı dünya 38 numarası alman andrea petkovic'e 6-2 6-1 yenilerek elendi. geçen yıl ilk tur maçını kazanan pemra bu sene puanını koruyamayınca, şu an bulunduğu 381 numaradan 400'lü bir yerlere gerileyecek önümüzdeki hafta. turnuvanın önemli isimlerinden biri olan 4 numaralı seribaşı yaroslava shvedova ise stefanie voegele'ye 6-4 7-6 yenilerek daha ilk turdan elendi. geçen yılın şampiyonu vera dushevina ise zorlandığı karşılaşmada petra martic'i 2-6 7-5 6-3 yenerek ikinci tura çıkmayı başardı.

bugünkü maçlara gelirsek; tekler ana tablosundaki ikinci ve üçüncü temsilcimiz çağla büyükakçay ve başak eraydın'ın maçları var bugün. çağla elena baltacha ile, başak ise anastasia rodionova ile oynayacak. en azından çağla'nın maçından bir galibiyet ummak istiyorum...

bir de aksi gibi bizim pemra/çağla ikilisi gitti yine ipek'i buldu çiftler kurasında. merkez korttaki günün son maçında pemra/çağla ikilisi, ipek/petkovic ikilisiyle oynayacak. günün en ilginç maçı olacak biz çılgın türkler için.. favori tabi ki ipek/petkovic takımı.. pemra'nın ki de nasıl bir şanstır ki, hem tekler hem çiftlerde petkovic dublesi yaptı!! ne diyelim hakeden kazansın...

1 Haziran 2010 Salı

roland garros, çeyrek final öncesi..

ikinci haftası oynanan roland garros'la ilgili pek yazı yazamadım bugüne kadar. kısıtlı zamanda maçları takip etmeye çalışıyorum ama iş yazmaya gelince pek fırsat kalmıyor.

neler oluyor diye bir bakarsak.. erkeklerde ilk iki numaralı seribaşı federer ve nadal yollarına devam ediyorlar. her ikisi de set bile kaybetmeden çeyrek finale çıkmayı başardılar. federer geçen yıl finalde karşılaştığı soderling ile, nadal ise vatandaşı nicolas almagro ile çeyrek finalde mücadele edecek. federer'in tarafındaki diğer çeyrek final maçında berdych/youzhny oynarken, nadal'ın tarafında djokovic/melzer oynayacak. çeyrek finaldeki isimlere bakınca dört tanesinin sürpriz isim olduğu söylenebilir. finale giden yolda soderling federer'i ve djokovic nadal'ı zorlamaya aday isimler. zorlamak derken muhtemelen bir veya iki set alabilirler belki demek istiyorum. yoksa federer/nadal finali kaçınılmaz son gibi duruyor. ikili arasında oynanan en son grand slam finali avustralya 2009 finaliydi ve hatırlanacağı üzere maçı kaybeden federer'in gözyaşlarıyla tarihe geçmişti. ondan önce de 2008 wimbledon ve roland garros finallerinde kazanan taraf yine nadal olmuştu. federer'in nadal'a karşı kazandığı en son grand slam finali 2007 wimbledon. zaten toplam yedi grand slam finalinde birbirlerine karşı oynamışlar ve beşini nadal kazanmış. bu hafta sekizincisi olursa, blogdaki anketimize göre nadal favori. 23'e 17 oyla nadal durumu 6-2 yapar gibi görünüyor. ama tenis topu da olsa top bu, yuvarlaktır, hiç belli olmaz..

kadınlar tarafında ise durum daha bi acaip. sharapova'nın, geçen yılın şampiyonu kuznetsova'nın, venus'ün, henin'in elendiği turnuvada çeyrek finale kalan isimler ve eşleşmeler şunlar :

serena / sam stosur
jankovic / shvedova
schiavone / wozniacki
dementieva / petrova

turnuvayı kazanacağını düşündüğüm serena emin adımlarla gidiyor. jankovic de iyi gidiyor ama şanssızlığı serena'nın yarısına düşmüş olması. taşkın izleyicisi önünde önce rezai'yi, ardından venus'u safdışı bırakan petrova bu hızla elena'yı da geçer bence. çeyrek finale gelerek beni şaşırtan wozniacki'ye ise hiç güvenemiyorum doğrusu. final tahminim serena/petrova olur bu durumda. serena/jelena olmasını tercih ederdim, kafiyeli de olurdu ama tablo utansın artık..

bugün kadınlarda ve erkeklerde iki çeyrek final maçı oynanacak. anketimiz de hala devam ediyor. kadınlardan şıklarda sadece iki isim, erkeklerden ise üç isim hala sağ. henüz oy kullanmayanlar için şampiyonu tutturma yüzdesi çok yüksek yani.. duyurulur..

22 Mayıs 2010 Cumartesi

anket..

artık gelenek haline geldiği üzere; yeni bir grand slam ve yeni bir anket..
erkeklerde ve kadınlarda kim şampiyon olur diye bir yoklama yapalım bakalım kim kaç puan alacak?
anketler bloğun sağ üst köşesinde her zaman olduğu gibi..
hadi bakalım...

21 Mayıs 2010 Cuma

roland garros 2010 tek kadınlar kurası...

tek kadınlar :

http://www.rolandgarros.com/en_FR/scores/draws/ws/index.html

kadınlarda ilk çeyrekteki seribaşılar serena ve sam stosur. serena ilk yarı çeyreğindeki pavlyuchenkova, peer, bartoli gibi isimleri çerez yapıp alt yarı çeyreğinden gelecek ismi bekleyecektir. alt yarı çeyrekte ise işler pek bi karışık. müstakbel sharapova/henin üçüncü tur maçını kazanacak babayiğit, ardından son zamanların formda ismi stosur'u da geçmeye çalışacak; eğer geçerse kendisini, geçemezse de sam'i serena'ya çeyrek final yemi yapacaktır diye düşünüyorum.

ikinci çeyrekteki seribaşılar jankovic ve radwanska. radwanska da ilk sekiz arasına girebilmiş ya daha ne diyeyim!! bu çeyrekte jankovic ilk yarı çeyreğinden güle oynaya çıkarken, radwanska bir rus ordusuyla (safina, zvonareva, kleybanova) ve bir de son günlerde küllerinden yeniden doğmaya çalışan ivanovic ile savaşmak zorunda. savaşı kim kazanırsa kazansın yarı finale çıkan jankovic olur bu çeyrekten.

üçüncü çeyrekteki seribaşılar kuznetsova ve wozniacki. geçen yıl bu kupayı kazandığından beri bir türlü dikiş tutturamayan kuznetsova'dan burada bir patlama bekliyorum. gerçi ilk turda cirstea ile eşleşmiş ama olsun. kendi yarı çeyreğindeki en tehlikeli isim na li. üçüncü çeyrek alt yarısı ise en kararsız kaldığım kısım. wozniacki'ye en dişli rakip pennetta orda. her hafta turnuva oynayıp sakatlıktan nerdeyse ayakta duramayan woz'a pek şans vermiyorum ben.

dördüncü çeyrekteki seribaşılar dementieva ve venus. dementieva'ya en büyük tehdit azarenka. venus ise cibulkova, petrova veya geçen hafta madrid'de yenildiği rezai ile oynayabilir. bu çeyrekten venus çıkar diye düşünüyorum.

bu kuraya göre 2002 yılından sonraki ikinci abla-kardeş finalini bekliyorum. o final her ikisi için de roland garros'daki ilk ve tek finalleriydi ve serena kazanmıştı. tarih tekerrür edebilir diyorum...

roland garros 2010 tek erkekler kurası..

roland garros 2010 kuraları çekildi.

tek erkekler :

http://www.rolandgarros.com/en_FR/scores/draws/ms/index.html

erkeklerde ilk çeyrekteki seribaşılar federer ve soderling. federer'in yarı çeyreğinde onu zorlayacak pek kimse yok. çeyreğin soderling tarafında ise cilic ve gulbis var. gulbis önce cilic'i, sonra da formsuz isveçli soderling'i geçebilirse federer'le çeyrek final oynama ihtimalleri olabilir.

ikinci çeyrekteki seribaşılar murray ve tsonga. murray çok şanslı (!) bir ilk tur kurası sonrası richard gasquet ile oynamaya hak kazandı. onu geçebilirse kendi yarı çeyreğindeki baghdatis, berdych gibi isimlerle boğuşacak. tsonga ise murray'e göre daha şanslı. onu zorlayabilecek isimler robredo veya youzhny olur.

üçüncü çeyrekteki seribaşılar roddick ve djokovic. şanssız roddick ferrer ile aynı yarı çeyrekte. ordan sağ çıkabileceğini hiç sanmıyorum. djokovic ise önü gayet açık bir şekilde, belki gününde olan bir ferrero ile biraz savaşıp çeyrek finale gider.

son çeyrekteki seribaşılar nadal ve bahtsız verdasco. bahtsız verdasco gitti yine nadal'ı buldu. gerçi bu işler belli olmaz. geçen yıl ki sürprizden sonra verdasco'nun yapacağı bir sürpriz devede kulak kalır ama yine de işi zor. son çeyrekte bu ikiliyi zorlayabilecek başka da pek kimse yok zaten.

bu kura neticesinde federer-nadal finali izlemek pek de şaşırtıcı olmayacaktır.

ah marsel..

marsel ilhan bu hafta roland garros elemelerindeydi. ilk turda arjantin’den 170 numara martin vassallo arguello ile oynadı. İlk seti 7-5 kazanan marsel, ikinci sette durum 2-1 lehine iken rakibinin çekilmesiyle ikinci eleme turuna yükseldi.

ikinci turda ispanyol 200 numara roberto bautista agut ile oynayan marsel, 6-2 6-3'lük kolay bir galibiyet ile üçüncü tura yükseldi.

üçüncü turda rakibi italyan simone bolelli idi. bolelli şu an 123 numara olmasına rağmen bir yıl önce 36 numaraya kadar yükselmişti. bu turun zor olacağı belliydi. marsel maça oldukça iyi başladı. ilk sette rakibinin 9 kere servis kırma puanını çevirdi, bir kere servis kırarak 7-5 aldı seti. ikinci sete de servis kırarak başladı. hemen ardından gelen servis oyununda 0-40'dan geri gelerek durumu 2-0 yaptı. ben öğle yemeğine çıkarken sette 4-2 öndeydi marsel. geri döndüğümde marsel'in 2 sette maçı kazanmış olacağından emindim. ama maalesef öyle olmadı. skoru tekrar takip etmeye başladığımda marsel ikinci seti 7-5 kaybetmiş ve üçüncü sette durum 3-3 berabereydi. bolelli servis oyununu kazanarak 4-3 öne geçti. marsel bu kritik noktada servis atarken rakibinin servis kırmasına engel olamadı ve durum 5-3 oldu. ardından servis oyununu alan bolelli aynı zamanda ana tabloya çıkan taraf oldu.

kazanmak üzere olduğumuz bir maçı kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyorum şu an. henüz lucky loser durumu belli değil ama umudumuz artık ona kaldı...

16 Mayıs 2010 Pazar

üç elma...

garip duygular içindeyim. insan bazen kendisini zorlasa da tarafsız olamıyor. garip bir akşam oldu benim için. üç farklı noktada, üç farklı şampiyonluk mücadelesi vardı bu akşam.

uzatmak hiç içimden gelmiyor. nadal federer'i 64 76 yenerek madrid masters şampiyonu oldu. barca son maçını da kazanarak ispanya lig şampiyonu oldu. beşiktaş'ı yenen bursa, fenerbahçe'nin trabzon ile berabere kalmasından sonra süper lig şampiyonu oldu.

hemen hemen aynı anlarda yaşanan bir üzüntü, ardından gelen teselliler..

kazananları tebrik ediyor, kaybedenlere geçmiş olsun demek istiyorum.

gökten üç elma düşmüş.. biri anlatanın.. biri dinleyenin.. biri de aziz yıldırım'ın başına..

15 Mayıs 2010 Cumartesi

finalin adı : FEDAL

günler, haftalar, aylar geçti.. hatta yıl oldu.. bekledik, sabrettik.. en sonunda murada erdik. en son geçen yıl madrid masters finalinde oynayan federer ve nadal, kaderin cilvesine bakın ki tam bir yıl sonra yine madrid masters finalinde mücadele edecekler. geçen yıl oynadıkları o final, nadal'ın inanılmaz yürüyüşünün sonu olurken, federer'in de kış uykusundan uyanmasına sebep olmuştu. bu sene neler olacak görmek için, işin ilk adımı olan yarınki finali bekleyeceğiz.

bugün oynanan yarı final maçlarında nadal vatandaşı almagro'yu, ilk setini kaybettiği maçta 46 62 62 yenerken, federer yine nadal'ın vatandaşı david ferrer'i 75 36 63 ile geçti. nadal'ın maçını izleyemedim, yorum yapmayayım. federer'in maçını ise baştan sona izleme şansım oldu. ilk sette fırtına gibi bir federer vardı. bakmayın skorun 7-5 olmasına. federer set boyunca servislerinde rakibine sadece iki puan verdi. son zamanlarda görülmemiş şey, %82 ilk servis yüzdesiyle oynadı. ilk servisinden %90, ikinci servisinden %100 puan çıkardı. yakaladığı altı servis kırma puanından sadece bir tanesini değerlendirebildiği için skorda fazla fark olamadı.

ikinci sette federer'in kronik rahatsızlığı tuttu yine: fazla rahat olduğu maçlarda konsantrasyonunu kaybetme rahatsızlığı.. kırdırdığı tek servisle seti 6-3 kaybetti. final setine moralle ve umutla başlayan ferrer önce biraz direndiyse de, sekizinci oyunda federer'in servis kırıp 5-3 öne geçmesine engel olamadı. ardından sazı eline alan federer kendi servisinde işi bitirdi.

böylece bir rüya final daha gerçekleşmiş oldu. FEDAL finali yarın türkiye saatiyle 19:30'da oynanacak. hepimizin gözü aydın olsun..

(ara not : finali kim alır dersiniz? yan tarafta oy kullanmanızı bekleyen bir anket var..)

kadınlarda ise finalin adı aravane rezai/venus williams oldu. rezai bu hafta olmayacak işler başardı. en önemlisi jankovic'i eledi. ama herşeyin de bir sonu var değil mi? venus rezai falan dinlemez pek. finali alır, şampiyon olur.. unutmadan söyleyeyim, kadınlar finali de türkiye saatiyle 16:30'da.

14 Mayıs 2010 Cuma

madrid'de bir isviçreli..

toprak sezonuna çok kötü giriş yapan federer için roland garros öncesi son toparlanma şansı olan madrid masters oynanıyor bu hafta. ilk turu bye geçen federer, ikinci turda alman benjamin becker'i 6-2 7-6'lık setlerle geçerken yine pek umut vermemişti. üçüncü tur maçını dün vatandaşı ve yakın arkadaşı stan wawrinka ile oynadı federer. ve en sonunda sevenlerini sevindiren, sevmeyenlerini sevindirmeyen bir oyun ortaya koyarak galip gelmeyi başardı. bu maç federer'in avustralya açık finalinden bu yana en iyi oynadığı maçtı. ilk servisin oyuna girme yüzdesi fena değildi. 6 tane ace'i vardı. forehand'i iyi iş yaptı. backhand de ise turun en iyi backhandcilerinden biri olan stan'a karşı oldukça sağlam durdu. bol bol drop shot denedi, bazıları uzun düştü ama genelde puan çıkardı bu vuruşlardan. basit hatada oldukça cimriydi, 11'de kaldı. berdych, baghdatis, gulbis ve montanes yenilgilerinin ardından yaşadığı stresi üzerinden atmış göründü dünkü maçta.

şimdi çeyrek finalde rakibi, roma'da ikinci turda kaybettiği ernest gulbis. federer için rövanş maçı. birden fazla kere yenildiği tenisçi sayısını artırmak hiç istemediği bir durum. üstelik burda geçen yıl kazandığı ve korumak zorunda hissettiği bir 1000 puan var. sampras'ın bir numarada kalma rekorunu egale etmeye bu kadar yakınken artık puan kaybetmemeli. geçen yıl burda finalde nadal'ı yenerek kazandığı şampiyonluğun moraliyle gitmişti roland garros'a ve bu kendisine pek de uğurlu gelmişti. kafasının içinde dolanan tüm bu düşüncelerden sonra gulbis'i yenmek için yeterince motive olacağı kesin. motive olmuş bir federer'in neler yapabileceğini de bilmeyen yok artık.

maç türkiye saatiyle 21:00 gibi oynanacak. eğer bir federer-nadal finali olmayacaksa, turnuvanın en heyecanlı maçı bu olacaktır...

7 Mayıs 2010 Cuma

dünden sonra, yarından önce...

marsel bu hafta başından beri israil'de 100.000$ ödüllü ramat hasharon challenger'da mücadele ediyordu. daha önce pek değinmedim ama iyi de gidiyordu. dün turnuvanın ve israil'in bir numarası evsahibi dudi sela (atp 58 no) ile çeyrek final mücadelesine çıkmış ve 6-3 6-2 skorla kolay bir galibiyet elde etmişti. marsel bu turnuvada önceki yıl şampiyon olmuş, geçen yıl da çeyrek finalde elenmişti. burada kazanılacak bir şampiyonluk marsel'in wimbledon'da elemelere katılmadan direk ana tablodan başlamasını sağlayacaktı.

marsel dudi sela galibiyeti ile yarı finale yükselirken, diğer taraftan önümüzdeki hafta oynanacak olan madrid masters elemelerine katılamamış oldu. sevinsek mi üzülsek mi türünden bir durum işte..

bugün israil'de yarı final günüydü. marsel'in rakibi brezilyalı thiago alves (atp 127 no) 28 yaşında ve geçen yıl 88 no'ya kadar yükselmiş bir oyuncuydu. marsel'le geçen yıl aynı turnuvada ikinci turda karşılaşmışlar ve bu maçı marsel 6-2 6-7 6-3 kazanmıştı. bu umutla çıktığımız yarı final maçından maalesef galibiyetle ayrılamadık. marsel ilk sette 5-3 önce olduğu, set puanlarından faydalanamadığı maçta 7-5 6-4 skorla yenilerek elendi. bu skorla en azından şimdilik wimbledon ana tabloyu garantileyememiş oldu. bundan sonra hedef paris. her ne kadar toprak favori kortu olmasa da paris'te elemelerden çıkıp ilk defa ana tabloda oynamasını ve alacağı puanlarla ilk 100 hedefine bir an önce ulaşmasını diliyorum..

28 Nisan 2010 Çarşamba

federer'den tatsız dönüş...

miami'den bu yana turnuva oynamayan federer, roma'da tura geri dönüş yaparken kendi adına toprak sezonunu da açmış oluyordu. daha önce iki kez final oynadığı ancak hiç kazanamadığı roma'da, bir numaralı seribaşı olarak ilk turu bye geçtikten sonra, ikinci turda letonyalı ernest gulbis ile eşleşti. maçı izlemeye başladığımda federer ikinci sette 4-1 yenik durumdaydı. oynadığı oyunu görünce nasıl olmuş da ilk seti 6-2 kazanmış diye düşünmeden edemedim. letonyalının güçlü ve etkili servislerine karşılık federer en kötü servis attığı maçlarından birini oynuyordu. ikinci setin kaçınılmaz sonu 6-1 ile gulbis oldu.

üçüncü sette her iki oyuncu da ilk iki servis oyununu kazandı ancak arada fark vardı. gulbis servis oyunlarında çok rahatken, federer düşe kalka gidiyordu. nitekim 3. servis oyununda servis kırdırması kaçınılmaz oldu. durum 5-3 gulbis lehine ve federer servis kullanırken durum 15-40 oldu ancak letonyalı bu iki maç puanından yararlanamadı. ardından durum 5-4 ve gulbis maç için servis atarken 4 maç puanından daha faydalanamadı ve servisini kırdırdı. bu maç puanlarından ikisinde çift hata yapan gulbis, bir anlamda tecrübesizliğinin cezasını çekti. zaten maçtan sonraki konuşmasında o servisleri atarken ne yaptığını bilmediğinden ve titrediğinden bahsetmiş. durum 5-5 olmuşken federer'in normal koşullarda bu maçı kazanamaması sürpriz olurdu. ama normal koşullar bu maçta oluşamadı maalesef. federer'i bu maçta hiç güldürmeyen ilk servisi yine güldürmedi ve gulbis bir kez daha servis kırarak 6-5 öne geçti. ve bu defa çok sağlam durduğu kendi servisinde yeni bir macera daha yaşamadan maçı bitirmeyi başardı.

maçın tek özeti var: federer servis atamadı ve gulbis'in etkili servislerine çare bulamadı. ve maçı kaybetti..

federer'in 2008 yılı başında mononukleoz rahatsızlığı ile başlayan ve iki numaraya düşmesine sebep olan gerileme dönemini çağrıştırıyor bu mağlubiyetler. önce baghdatis, sonra berdych, şimdi de gulbis.. bu yıl avustralya açık'ı kazandıktan sonra ciddi bir düşüş yaşıyor. toprak sezonunun başlaması da tuz biber oldu. bu yıl ki avustralya açık finali hem federer'e hem de murray'e yaramadı. federer kazandı ama sonrasında bir şey yapamadı. murray ise malum.. tenisi bıraktım dese şaşırmam.

federer geçen yıl madrid'i kazanarak kendine gelmiş, ardından roland garros ve wimbledon şampiyonluklarıyla hem kendini yeniden ispatlamış, hem de bir numara koltuğunu geri almıştı. bu sene roland garros çok kritik onun için. nadal formunu yakalamış görünürken (dizleri müsaade ederse tabi), roland garros'da puan kaybetme ihtimali yüksekken, ardından bir numarada kalabilmek için wimbledon şampiyonluğunu korumak zorunluluğu varken, bunca stres altında bu yıl nasıl bir performans gösterecek merak konusu. gulbis mağlubiyetinin kendine gelmesini sağladığını söylemiş maçtan sonra. zaten bu adam grand slam'lerin adamı..hiç olmayacak bir zamanda hiç olmayacak işler yapabiliyor. yine yapar mı derseniz...

bence yapar...

25 Mart 2010 Perşembe

indian wells'ten miami'ye..

son yazıya baktım da, indian wells'in ortalarında bir yerlerde kalmışım. hem kadınlarda hem erkeklerde seribaşıların ilk turlarda elendiği sönük geçen bir turnuva oldu indian wells. erkeklerde 31 yaşındaki ivan ljubicic, yarı finalde nadal'ı, finalde de roddick'i yenerek ilk masters şampiyonluğunu elde etti. zamanında 3 numaraya kadar yükselmiş kaliteli bir oyuncu ljubicic. bu zamana kadar masters şampiyonluğu kazanamamış olması üzücü. bu açıdan bakıldığında, ljubicic'in şampiyonluğu benim için de sevindirici oldu.

kadınlarda durum daha da vahimdi. kuznetsova, clijsters, sharapova, henin gibi isimler erkenden elenince, final wozniacki ve jankovic arasında oynandı. kolaylıkla tahmin ettiğim gibi şampiyon jankovic oldu. wozniacki de finale kalarak elde ettiği puanlarla sıralamada 2 numaraya yükseldi. artık baygınlık geldiği için aynı şeyleri söylemek istemiyorum. sadece dua ediyorum : allahım, kadınlar tenisine de bir federer, bir nadal ver lütfen..

şimdi geçmişi birakıp geleceğe bakalım.. bu hafta miami masters oynanıyor. marsel elemelerden başladı turnuvaya. iki eleme maçını da kazanarak ana tabloya kalmayı başardı. rakibi uruguay'lı pablo cuevas. 24 yaşındaki dünya 46 numarasının favori kortu toprak. bu yıl 7 maç kazanmış, 7 maç kaybetmiş. marsel'le yapacağı ilk tur mücadelesinden sonra bu dengenin mağlubiyet yönünde bozulmasını diliyorum. onu geçebilirse ikinci turda rakibi bir başka toprak kortçu, 22 numaralı seribaşı juan monaco olacak.

erkeklerde 1 numaralı seribaşı federer, marin cilic ile aynı çeyrekte. indian wells'in erken elenenleri olan bu ikili arasında oynanacak çeyrek final maçının izlenmeye değer olacağını düşünüyorum.

geçen yılın şampiyonu murray, indian wells'te çeyrek finalde yenildiği soderling ile yine aynı çeyreğe düşmüş. rövanş olacak diye sevinmiş midir yoksa "yine mi sen" demiştir bilinmez. ama ben murray'nin rövanşı alabileceğini sanmıyorum.

tablonun alt tarafında nadal tsonga ile, djokovic de roddick ile aynı çeyrekte yer alıyor. ufukta bir nadal/djokovic yarı finali görünüyor.

kadınlarda yine bir henin/dementieva 2. tur eşleşmesi var. avustralya açıkta kazanan taraf henin olmuştu. her iki oyuncunun da servis problemi var. iyi servis atan maçı kazanır.

yarı finaller için beklentim:

kuznetsova / venus williams
clijsters / dementieva

18 Mart 2010 Perşembe

lanetli turnuva : indian wells...

önce cilic elendi.. sonra henin,kuznetsova, clijsters, sharapova gitti.. hiç beklemiyordum federer elendi, sinir oldum..kadınlarda tek favorim dementieva kalmıştı, o da bugün çeyrekte gitti. düşe kalka ilerleyen djokovic, bu defa düştü ama kalkamadı, eski toprak ljubicic'e elendi. erkeklerde federer'i yenen şaşkın baghdatis gitti robredo'ya yenildi. bu psikolojiyi de hiç anlamıyorum, daha doğrusu kabul edemiyorum. büyük bir zaferin ardından mutlaka aptal bir mağlubiyet geliyor. nasıl profesyonellik bu.. liseli amatör sporcular yapsa anlarım da.. top tenisçiler yapınca kabul edilmez oluyor. dünyanın 1 numarasını hayatında ilk defa yen.. sonra sevindirik olup dünyayı unut, git robredo'ya yenil. sevincin de kursağında kalsın..oh olsun!!

kim kaldı geriye? nadal.. murray.. tamam bugün 18 mart.. çanakkale gerçekten geçilmez.. ama çanakkale geçilmez'ciler tarzım değil. go soderling diyorum. çeyrekte murray ile oynayacak ama olsun.. yolu açık olsun..

kadınlarda artık kim naparsa yapsın. kankalar oynayacak yarı finalde. wozniacki ile radwanska. kardeş kardeş oynarlar heralde..

off.. içim sıkıldı.. bu turnuva bunalttı beni.. williams'lar haklı mı ne? protesto ediyorum. nokta

17 Mart 2010 Çarşamba

daha da izlemem...

atp'nin skor tahmin oyunu draw challenge'da, indian wells için final tahminimi federer ve cilic'e oynamıştım. cilic henüz ikinci turda garcia lopez'e yenilmişti. federer de üçüncü turda dün gece baghdatis'e yenildi. hem de üç maç puanından faydalanamayarak..

bugün itibariyle iki finalist adayım da elenmiş durumda.. kendimi kuponu elinde patlamış süper toto'cu gibi hissediyorum.

şu andan itibaren benim için indian wells bitmiştir.. daha da izlemem...

16 Mart 2010 Salı

hit for haiti II'den kareler..

geçen hafta hit for haiti II'den bahsetmiştim. bugün fotoğraflarına baktım biraz.. güzel karelerden bir kaçı...

old and new boys


girls...


bizim ufaklık hala bez bağlatıyor, seninki nasıl?


grand slam men

olaylı maçın sonunda neyse ki iş tatlıya bağlandı..

noldu bu belçikalılara...

indian wells 2010'da ilk büyük sürpriz justine henin'den geldi. avustralya açıkta final oynayan justine'den, indian wells'te de final beklentisi yüksekti. wild card'la turnuvaya dahil olan henin, ilk turda slovak rybarikova'yı 6-2 6-2 ile geçti. ikinci turda arjantinli 31 numaralı seribaşı gisela dulko ile karşılaştı. rakibiyle eşit sayıda puan kazandığı maçtan 2-6 6-1 4-6 ile yenik ayrılan taraf oldu. doğrusu bu turnuvada hiç kimse 2.tur mağlubiyeti beklemiyordu henin'den.

turnuvada 14 numaralı seribaşı olan diğer bir belçikalı clijsters ise 3.tura hiç zorlanmadan gelmişti. ilk turu bye geçtikten sonra ikinci turda çek strycov'u 6-2 6-1 ile yenmişti. 3.turda rakibi 23 numaralı seribaşı 20 yaşındaki rus alisa kleybanova idi. indian wells'te 2003 ve 2005 yıllarında şampiyon olan, buradaki son 15 maçını kazanmış olan clijsters, bu favori turnuvasında maalesef kleybanova engelini aşamadı ve 4-6 6-1 7-6'lık setlerle elendi. rakibinden toplamda 6 puan daha fazla kazanmasına rağmen maçı kazanmayı başaramadı clijsters. geçen yıl ki flaş dönüşünden sonra bu yıl bir gerileme sürecine girmiş gibi görünüyor. avustralya açıkta petrova'ya karşı aldığı şok mağlubiyetten sonra üstüne bir de bu yenilgi.. böylece turnuvada yer alan eski şampiyonlardan bir tek geçen yılın şampiyonu vera zvonareva kaldı yola devam eden.

henin dönene kadar oldukça başarılı giden clijsters, henin'in dönüşüyle birlikte renk değiştirmeye başladı. tesadüf mü bilmiyorum ama justine'in varlığının kim'i olumsuz etkilediğini düşünüyorum. aralarında oynanan maçlarda da vardı bu durum. kimi maçlarda clijsters'ın henin'e değil kendi kendisine yenilmişliği vardır. şimdi ikisi de elendiğine göre belçikalıların son umudu wickmayer'e kaldı meydan..wickmayer, üçüncü turda azarenka'yı yenmeyi başaran ispanyol martinez sanchez ile dördüncü turda mücadele edecek. onu geçmeyi başarırsa bir sonraki maçı zvonareva/stosur maçının galibi ile olacak.

12 Mart 2010 Cuma

hit for haiti II

second "hit for haiti" günü geldi çattı. ilkine avustralya açık'ta tanık olduğumuz, haiti'de yaşanan deprem felaketinde zarar gören insanlara yardım amacıyla düzenlenen gösteri maçı organizasyonunun ikincisi, bugün indian wells'de sahne alacak. daha önce oracle tarafından düzenlenen organizasyonda yer alacağı açıklanan isimler federer, nadal, sampras ve agassi idi. hedeflenen 1 milyon dolar geliri elde etmek için bu isimler az gelmiş olacak ki 4 yeni isim daha eklendi: steffi graf, lindsay davenport, martina navratilova ve justine henin. böylece gösteride yer alan oyuncuların kazandığı toplam grand slam sayısı 44'ten 94'e çıkmış oldu. gerçekten inanılmaz...


günün ilk maçı steffi graf-lindsay davenport takımı ile martina navratilova-justine henin takımı arasında oynanacak. davenport veya navratilova yerine clijsters olsaydı keşke.. ikinci maçta ise federer-sampras takımı, nadal-agassi takımına karşı mücadele edecek.

maçlar türkiye saatiyle yanılmıyorsam sabaha karşı 5.30 gibi başlayacak ve yaklaşık 1.5 saat sürecek. izlemeye değer...

8 Mart 2010 Pazartesi

gereksiz bir post..

davis cup'ta cumartesi günü oynanan çiftler maçını da kaybettiğimizde elenmiştik zaten. pazar günü, nedendir hiç anlamam, formalite maçları oynandı.

marsel ilhan - james mcgee 6-2 6-4
barry king - barış ergüden 7-5 3-6 6-2

bu maçlar sonunda 3-0 değil de 4-1 elenmiş olduk. marsel, ilk maçta yaptığını yapmayıp ikinci tekler maçını alarak, tek galibiyetini kazandırdı takıma.

buraya kadar gerçekten gereksiz bir post oldu. durumu kurtaracak bir bilgi verip noktayı koyayım. şimdi biz yenildik ya. ingiltere de litvanya'ya 3-2 yenildi. bu durumda 9-11 temmuz 2010 tarihinde grupta kalabilmek için oynayacağımız play-off rakibimiz ingiltere oldu. haftasonu takımına teşrif etmeyen murray, play-off 'da napar bilinmez. ingiltere gibi bir tenis ülkesinin gruptan düşme ihtimali varken oynar gibi geliyor bana. bu durumda bize düşen, daha yerimizi bile ısıtamadan, gruba elveda demek olur.

nokta.

6 Mart 2010 Cumartesi

davis cup'ta fiyasko...


davis cup türk tenis takımımız, geçen yıl yükseldiği avrupa/afrika 2.grup ilk tur mücadelesinde irlanda ile eşleşmişti. irlanda'nın dublin şehrinde oynanacak karşılaşmaya türk tenis milli takımı marsel ilhan, haluk akkoyun ve barış ergüden ile katılacaktı. milli takım antrenörlerimiz ise alaaddin karagöz ve can üner idi.

böyle bir girizgahtan sonra gelelim oynanan maçlara..

5 mart 2010 cuma günü oynanan 1.rubber sonuçları :
james mcgee - haluk akkoyun 6-2 6-2 6-4
conor niland - marsel ilhan 6-3 6-2 6-1

1.gün sonunda irlanda 2-0 öndeydi.

bugün oynanan çift rubber maç sonucu :
barry king / james mcgee - haluk akkoyun / marsel ilhan 6-3 6-1 6-3

bu sonuçlardan sonra takımımız irlanda'ya 3-0 mağlup oldu ve elendi. şimdi artık 9-11 temmuz 2010 tarihinde, daha geçen yıl yükseldiğimiz bu grupta kalabilmek için play-off maçı oynayacağız. play-off rakibimiz ingiltere - litvanya mücadelesinin mağlubu olacak. şu an ingiltere 2-1 önde ve sonucu yarın ki tekler maçları belirleyecek.

böylece büyük umutlarla gittiğimiz irlanda'dan maalesef set bile alamadan dönmüş oluyoruz. türk tenis camiası için büyük bir hayal kırıklığı oldu bu sonuç...

26 Şubat 2010 Cuma

kenya..

serena williams bu hafta içinde, yaptırdığı ikinci okulunun açılışı için kenya'ya gitmişti. orada çekilmiş birkaç fotoğraf..



2009 wta tour player awards...

bir kaç hafta önce atp'nin yaptığı gibi wta da tur kapsamındaki oyuncular için "fan favourite player" oylaması yapıyor. ilk 10 da yer alan oyuncular var listede. onlardan birisini seçebiliyor veya kendi favorinizi önerebiliyorsunuz.

ne yazık ki listede ismi olan oyunculardan hiçbirisini seçmek gelmedi içimden. zaten birincinin de liste dışından olacağını düşünüyorum.

oy kullanmak isterseniz işte link:

http://www.sonyericssonwtatour.com/page/PlayerAwards2009

nazar değdi cilic'e..

hay allah ya.. tam da bir önceki yazıda cilic'in bu yıl 17 maç alıp 1 maç kaybettiğini, iki şampiyonluk kazandığını ve 2010 yılının en iyi istatistiğine sahip olduğunu söylemişken olacak iş mi bu şimdi?

dubai'de sürprizsiz gün geçmiyor. perşembenin sürprizi de cilic'ten geldi maalesef.. marin cilic çeyrek final maçında jurgen melzer'e 6-7 5-7 kaybederek elendi. maçta skor da, istatistikler de birbirine çok yakın. anlaşılan şanssız günündeymiş cilic.

melzer de önce robredo'yu ardından cilic'i yenerek şaşırtmaya devam ediyor. yarı finalde bir önceki maçta tipsarevic'i eleyen mikhail youzhny ile oynayacak bugün.

diğer çeyrek final mücadelelerinde baghdatis berrer'i 7-6 6-1 ve djokovic ljubicic'i 2-6 6-4 6-0 yenerek yarı finalde birbirlerine rakip oldular. zevkli bir yarı final maçı olacağına eminim.

içimden youzhny/djokovic finali olur ve novak geçen yıl ki ünvanını korur diye geçiyor. bakalım artık...

25 Şubat 2010 Perşembe

dubai'de çifte sürpriz..

öncelikle baştan söyleyeyim. maçları takip edemedim. sadece sonuçlarına bakabildim. dubai çarşamba günü sürprizlere sahne olmuş.

2009 yılını zirvede bitirip, 2010'a da aynı şekilde başlayan davydenko'ya, avustralya açıkta federer'e yenildiğinden beri bir haller oldu. o gün bu gündür toparlanamadı bir türlü. dün dubai'de ikinci tur maçında dünya 56 numarası michael berrer karşısında ilk seti 6-3 kaybettikten sonra sol bileğindeki sakatlık nedeniyle maçı bırakmak zorunda kalmış. davydenko'nun, davis cup maçları için moskova'ya gidip gitmeyeceği de meçhul..

günün ikinci sürprizi murray'den gelmiş. avustralya açık finalisti murray, sırp janko tipsarevic karşısında yakaladığı servis kırma fırsatlarının büyük çoğunluğunu sayıya çeviremeyince maçtan 6-7 6-4 4-6 setlerle 2-1 yenik ayrılmış. avustralya açıktan bu yana pek antrenman yapmamış zaten ama yine de murray'nin bu maçı kazanması beklenirdi.

jurgen melzer'in tommy robredo'yu 6-3 7-5 ve ivan ljubicic'in tsonga'yı 7-5 6-3 yenmiş olması ilginç sayılabilir. tsonga geçen hafta marsilya'da çok formsuzdu, aynen devam ediyor anlaşılan.

dubai'de yoluna devam eden seribaşlarından djokovic, vatandaşı ve yakın arkadaşı troicki'ye karşı ilk seti kaybetse de maçı kazanmayı başarmış. 3-6 6-4 6-2.

del potro'nun yokluğunda yeni favorim marin cilic ise çıkışını sürdürüyor. stefan koubek'i 6-2 7-6 yenerek çeyrek finale yükselmiş. cilic, 17-1 maç istatistiği ve iki şampiyonlukla 2010 tur rekorunu elinde bulunduruyor.

24 Şubat 2010 Çarşamba

davis cup.. ispanya-isviçre.. ve hayal kırıklığı...

2010 davis cup ilk tur eşleşmeleri açıklandığında ister istemez bir heyecan duymuştum. ispanya ve isviçre ilk turda birbirleriyle eşleşmişti. tabi bu eşleşme otomatik olarak olası bir federer-nadal maçını akla getiriyordu.

neyse uzatmayayım, günler günleri kovaladı. önce federer açıkladı ilk turda ülke takımında yer almayacağını. zaten davis cup ilk turlarında onu pek görmüyoruz genellikle. ardından nadal da dizindeki sakatlık nedeniyle davis cup'ta oynayamayacağını açıkladı. böylece federer/nadal davis cup maçı hayal olmuş oldu.

son zamanlarda pek yaşayamadığımız federer/nadal finallerini özlüyorum açıkçası. nadal'ın sakatlık problemi, federer'in artık 30'lu yaşlara yaklaşması derken, korkarım artık tenis dünyasının bu özel ve de güzel derbisi sona ermek üzere..

23 Şubat 2010 Salı

yeni bir rekora bir adım kala..

federer akciğer enfeksiyonu nedeniyle katılamadı bu hafta "home tournament" dediği dubai'deki turnuvaya. ama onun adına rekorlar işlemeye devam ediyor.

bu hafta atp sıralamasında tam 271. kez bir numarada yer aldı federer. böylece 270 haftalık ivan lendl'ı geçerek tüm zamanlar listesinde iki numaraya yükseldi. rekor 286 hafta ile pete sampras'ın.

sampras'ı yakalaması için 15 haftaya ihtiyacı var federer'in. wimbledon vaktinde sampras'ın rekorlarından bir tanesi daha tarih olacak gibi görünüyor..

20 Şubat 2010 Cumartesi

marsel dubai'de... bu defa olmadı...

marsel, gelecek hafta başlayacak olan dubai atp 500 turnuvasına eleme turundan katıldı. 5 numaralı seribaşı olarak çıktığı ilk maçında, turnuvaya wildcard'la dahil olan çek lukas dlouhy'ye 6-3 6-7 3-6 skorla 2-1 yenilerek ana tablo şansını kaybetti. rakibi 2006 yılında 73 numaraya kadar yükselmiş, şu an 901 numarada olmasına rağmen çiftlerde dünya 5 numarası olan tecrübeli bir tenisçiydi. dubai'de ana tabloya çıkması çok iyi olurdu marsel için ama olmadı maalesef..

bu arada dubai'de kadınlar finali oynandı bugün. geçen yılın şampiyonu venus williams, victoria azarenka'yı 6-3 7-5 skorla yenerek bu yıl da şampiyon oldu. bu venus'ün 42. tekler şampiyonluğu oldu.

19 Şubat 2010 Cuma

peer'i venus durdurdu..

dubai tenis turnuvasında bu hafta shahar peer rüzgarı esiyordu. geçen yıl burada yaşadığı vize probleminden sonra bu yıl oldukça hırslı gelmişti israilli oyuncu dubai'ye. henüz ilk turda yanina wickmayer'i eledikten sonra ikinci turda virginie razzano karşısında kolay bir galibiyet elde etti. ardından üçüncü turda bir numaralı seribaşı caroline wozniacki'yi yendi. çeyrek finaldeki rakibi, marion bartoli'yi yenen na li idi. peer onu da geçmeyi başardı ve yarı finalde venus williams ile eşleşti.

bugün oynanan yarı finalde venus tecrübesini ve gücünü konuşturdu. %75 ilk servis yüzdesiyle oynadığı maçta, peer'in servisini 5 kere kırarak 61 64 galip ayrıldı korttan. şu an oynanmakta olan azarenka/radwanska maçının galibiyle, geçen yıl ki şampiyonluğunu korumak üzere finalde karşılaşacak. venus'ün son zamanlardaki beklenmeyen yenilgilerinden sonra buradaki şampiyonluğa çok ihtiyacı var.

eski ve yeni şampiyonlar haiti için vuracaklar...

isimleri görünce heyecanlanmamak elde değil. Roger Federer, Rafael Nadal, Pete Sampras ve Andre Agassi. Tenisle az buçuk, kenarından köşesinden ilgilenip de bu isimleri bilmeyen duymayan var mıdır? ikisi günümüzün, ikisi de yakın geçmişin hitleri.. haiti'de yaşanan deprem için, avustralya açık öncesinde federer'in öncülüğünde, plansız programsız, çok kısa sürede gerçekleştirilen yardım amaçlı gösteri organizasyonundan sonra, daha ciddi ve planlı bir program için bir araya geliyor bu dörtlü.
toplam 44 grand slam demek olan bu dört isim (Federer[16], Sampras[14], Agassi[8], Nadal[6]), 12 martta indian wells'te gösteri maçı yapacaklar. indian wells turnuvasının yeni sahibi, oracle'ın kurucusu ve ceo'su, dünyanın en zengin 10 adamından biri olan Larry Ellison, avustralya'daki gösterinin başarısından sonra karar vermiş bu organizasyonu düzenlemeye. Federer ve Sampras, Nadal ve Agassi'ye karşı oynayacaklar. gösteriden 1 milyon dolara yakın bir gelir elde edilmesi bekleniyor.

ilk gösterinin videolarını hepimiz izledik ve çok keyif aldık.. ikinci gösteriyi izlemek için de sabırsızlanıyorum.

amaç güzel.. araç güzel..ne diyelim..12 martta california'da, indian wells de olmak varmış...

17 Şubat 2010 Çarşamba

nihayet nalbandian...


nalbandian'ın yılan hikayesi haline gelen dönüşü nihayet gerçekleşti. sakatlığı nedeniyle 2009 mayıs ayından bu yana turnuva oynayamayan nalbandian, buenos aires'de düzenlenen atp 250 copa telmex turnuvasıyla geri dönüş yaptı. 9 aydan sonra çıktığı ilk maçında italyan potito starace ile oynadı ve dönüş maçını 62 76 kazanmayı başardı.

nalbandian'ın ikinci turdaki rakibi, ilk turda sürpriz bir şekilde 3 numaralı seribaşı nicolas almagro'yu eleyen ispanyol daniel gimeno-traver oldu. david ferrer ve juan carlos ferrero'nun ilk iki seribaşı olduğu turnuvada nalbandian, evsahibi olmanın da avantajıyla flaş bir dönüş yapabilir mi merak ediyorum doğrusu.

12 Şubat 2010 Cuma

yazık olur jmdp'ye..

geçen yılın sonlarına doğru başlayan sakatlık problemleri, bir türlü yakasını bırakmıyor juan martin del potro'nun. bbc'nin haberine göre del potro dört hafta boyunca yok. bu sürede marsilya ve dubai turnuvalarını ve arjantin davis cup takımının isveç'le yapacağı ilk tur mücadelesini kaçırmış olacak. 11 marttaki indian wells veya 24 marttaki miami ile dönmeyi planlıyormuş.

del potro'nun sağ dizindeki bu problem çok sık tekrarlamaya başladı. henüz 21 yaşında ve kariyerinin başındayken bu tendinitis problemi üzücü gerçekten. istemesem de nadal'ı hatırlatıyor maalesef..

umarım, federer'in veliahtı dediğim bu adam, genç yaşında sakatlık kurbanı olmaz..

11 Şubat 2010 Perşembe

ikinci tur kabusu!!!

artık bu ikinci turlar, marsel'e ve bize kabus olmaya başladı. amerika açık ve avustralya açıktan sonra rotterdam'da da ikinci turda elendi marsel :(

rakibi rus mikhail youzhny'di. ilk servislerini oyuna sokmakta zorlanan marsel %49'luk ilk servis yüzdesiyle tamamladı maçı. rakibinin her iki sette birer kez kırdığı servise karşılık, 3 kere servis kırma puanı oynayan marsel, bu puanlarda başarılı olamadı ve maç 64 64 sona erdi.

bu turnuvadan kazancımız 65 atp puanı ve üst düzey tenisçilerle maç yapma tecrübesi oldu. aslında en büyük kazanç da bu tecrübe.. bugün yenilmiş olsa da oynadığı bu maçlar marsel'e yenilmemeyi öğretecek.

yeter ki şu ikinci tur kabusundan bir uyanalım da...

10 Şubat 2010 Çarşamba

about marsel...

marsel artık dikkat çekmeye başladı...

http://tennisfromthebackseat.blogspot.com/2010/02/awesome-andrey.html

rakip youzhny..

marsel'in rotterdam ikinci turundaki rakibi rus mikhail youzhny oldu.
dün gece oynanan youzhny/golubev maçında ilk set 6-1'le golubev'in olunca çok sevinmiştim. golubev de marsel gibi elemelerden gelmiş bir tenisçi. youzhny'ye göre daha kolay bir rakip olurdu marsel için. ama maalesef maçın sonunu getiremedi golubev. tiebreak'le kaybettiği iki set sonunda elenen taraf oldu.

evet rakip youzhny.. zor maç.. kazanırsa ilk 100 hedefi çok yakın. maç perşembeye..
hadi bakalım rastgele...

9 Şubat 2010 Salı

rotterdam'da marsel rüzgarı..

avustralya açık sonrasında küçük turnuvalar yavan geldiği için içimden birşey yazmak gelmiyordu birkaç gündür. işte tam bu sırada marsel yaptı yine yapacağını :)

atp 500 rotterdam turnuvasına elemelerden katıldı marsel. eleme ilk turda ispanyol atp 126 no ispanyol ivan navarro’yu 6-2 6-2, ikinci turda da fransız atp 149 no edouard roger-vasselin’i 6-3 1-6 6-3 mağlup ederek ana tabloya çıktı. ana tabloda ilk tur rakibi atp 47 no ispanyol guillermo garcia lopez oldu.

ve bugün oynanan ilk tur maçında marsel lopez'i 6-1 6-4 yenerek bir kez daha ikinci tura yükselmeyi başardı. ana tabloya çıkarak 20 puan kazanan marsel, ilk tur galibiyetiyle 45 puan daha kazanarak toplam puanını 65'e çıkardı bu turnuvada şimdilik.. marsel atp sıralamasında 380 puanla 138. sıradaydı rotterdam öncesinde. şu ana dek aldığı 65 puanla 445 puan ve 125'lerde bir yeri garantiledi. daha da ötesi var. eğer bir maç daha kazanırsa 45 puan daha alıp 490 puana ulaşacak. bu da 111 gibi bir yer demek. şu an 100 numaranın puanı 532. ilk 100 hedefine çok az kaldı resmen. bir maç daha kazanması 80'lerde bir yere getirir marsel'i. tabi kolay değil bu dediklerim. ikinci turda mikhail youzhny/andrey golubev maçının galibiyle oynayacak. youzhny dünya 20 numarası ve turnuvanın 2007 yılı şampiyonu. onu geçebilirse bir sonraki turda muhtemel rakibi daha önce yenildiği monfils olabilir. yolu kolay değil.. ama imkansız da değil.. bu gidişle beklenenden çok daha önce ilk 100'e girecek marsel.

çok yakın bir zamanda ilk 50 için puan hesapları yapıyor olabiliriz...

2 Şubat 2010 Salı

who is your favourite?

atp, teklerde ve çiftlerde, 2009 yılının favori oyuncularını belirlemek için bir oylama başlatmış. favori oyuncularınız için oy kullanabilirsiniz.

http://www.atpworldtour.com/Fans/Fan-Favorite/Fan-Favourite.aspx

teklerde benim tahminim (milli duyguları dikkate almadan) :

federer % 35
nadal % 28
djokovic %8
murray %7
del potro %6
roddick %6
diğer %10

yeni bir rekora doğru..

federer'in kırdığı rekorlar bini aştı. yenileri de yolda..

bugüne kadar tam 268 hafta boyunca dünyanın bir numarası oldu federer. bu konuda rekor 286 haftayla pete sampras' ait. ikinci ise 270 haftayla ivan lendl. federer şimdiden lendl'ı geçmeyi garantilemiş durumda. sampras'ı yakalaması için 18 haftaya ihtiyacı var. bu da haziran başına denk geliyor. federer'in geçen yıl avustralya açık sonrası haziran ayına kadar kazandığı puanlar toplamı 4170. iki numaradaki djokovic'in aynı dönemde kazandığı puan 3180. federer'le djokovic arasındaki puan farkı şu an itibariyle 3040. bu dönemdeki en belirleyici turnuva roland garros. geçen sene federer roland garros'u kazanıp 2000 puan kazanmıştı. djokovic ise üçüncü turda elenip 90 puan alabilmişti. iki oyuncunun standardını düşünürsek, bu yıl federer ilk turlarda elenir, djokovic de şampiyon olursa ancak kapanır aradaki fark. yani büyük ihtimalle kapanmaz..ve muhtemelen haziran başında federer, rekorlarına bir yenisini daha eklemiş olur..

avustralya açık sonrası inenler çıkanlar...

tabii ki nadal'la başlıyorum. rafa geçen yıl şampiyon olduğu avustralya açıkta bu yıl çeyrek finalde murray'ye yenilerek elendi. kaybettiği 1640 puan onun iki basamak birden gerileyerek dört numara olmasına sebep oldu. üstelik dizindeki sakatlığı yeniden nüksettiği için bir süre daha (en az dört hafta) puan kaybetmeye devam edecek gibi görünüyor. roland garros'ta onu ilk dört dışında görebiliriz.

bir numaradaki yerini koruyan federer'in ardından yeni iki numara, bir basamak yükselen djokovic oldu. federer'le aralarındaki puan farkı 3040. avustralya açık finalisti murray ise yeniden üç numara.

ilk onda yeri değişenlerden bir diğeri tsonga ondu, dokuz oldu. geçen yılın efsane yarı finalisti verdasco üç basamak gerileyip 12 numara olurken, yeni top ten 10 numaradaki marin cilic oldu.

milli gururumuz marsel ise en çok basamak atlayan oyunculardan birisi oldu. 17 basamak birden yükselerek kariyer rekoru olan 137 numaraya yerleşti. bu yıl ilk 100 hayal değil artık.

kadınlarda serena bir numaradaki yerini sağlamlaştırdı. safina ikinci sıradaki yerini korudu ama serena'yla arasındaki puan farkının 2700'lere gelmesine engel olamadı. wozniacki bir basamak yükselerek üç numarada kariyer rekorunu yaptı. venus bir basamak yükselip kuznetsova'nın ardında yer aldı ve ilk beşe geri döndü. azarenka, kankası wozniacki gibi bir basamak yükseldi ve altı numara oldu. henüz ikinci turda juju'ya yenilen elena iki basamak gerileyip yedi numara oldu. çeyrek finalde venus'ü yenmeyi başaran na li, yedi basamak birden yükselip on numara olurken, kariyerinde ilk defa top ten oyuncusu olmuş oldu.

avustralya'da final oynayıp 1200 puan kazanan juju ise, dönüşünden beri sadece iki turnuva oynadığı için sıralamada yer almadı. aldığı puanlarla ilk 50'ye girmeyi garantileyen juju'nun sıralamaya girebilmesi için bir turnuva daha oynaması gerekiyor.

1 Şubat 2010 Pazartesi

anket sonuçları..

avustralya açık şerefine düzenlenen anket sonuçlarımıza bir bakalım:

1. avustralya açıkta bu yıl sürpriz isim kim olur?
kullanılan oy sayısı : 39
en çok oy alan ilk 3 :
marin cilic 19 oy (%48)
diğer 8 oy (%20)
ernest gulbis 4 oy (%10)

marin cilic'in, kariyerinin ilk grand slam yarı finaline çıktığı turnuvanın sürpriz ismi olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım.. aferin bize, doğru tercih..

2. avustralya açık kadınlar şampiyonu kim olur?
kullanılan oy sayısı : 41
en çok oy alan ilk 4 :
serena williams 10 oy (%24)
venus williams 10 oy (%24)
kim clijsters 9 oy (%21)
justine henin 8 oy (%19)

venus'ün serena kadar oy almasına şaşırdığımı itiraf etmeliyim. venus'ten hala umudu olanlar var anlaşılan. şahsen ben kendisine dair tüm umutlarımı 2009 yılı ile birlikte tüketmiş bulunmaktayım. serena'nın farklı birinci olmasını beklerdim ama duygular mantığın önünü kesmiş belli ki. clijsters'ın 3.turda elenmesine rağmen nerdeyse serena kadar oy almış olması, bloğun şampiyonluk için 1 numaralı favorisi olduğunu gösteriyor. henin ise finale kalarak yaptığı atakla oy sıralamasında yaklaştı diğerlerine.

3. avustralya açık erkekler şampiyonu kim olur?
kullanılan oy sayısı : 46
en çok oy alan ilk 4 :
roger federer 21 oy (%45)
rafael nadal 11 oy (%23)
novak djokovic 8 oy (%17)

blog oylarında açık ara önde olan federer, gerçekten de açık ara şampiyon olarak bizi haklı çıkardı. tüm federerseverleri tebrik ediyorum. final oynayan murray'nin sadece 1 oyla altıncı olması da çok manidar!! kupa seramonisindeki doğal ve sevimli hali sempati toplamasına sebep oldu. umarım bundan sonra antipatik davranışlarıyla sil baştan olmaz.

genel olarak üç ankette de başarılı sonuçlar ortaya çıktı. katılan herkese teşekkür ediyor, katılmayanlara da canınız sağolsun diyorum.

31 Ocak 2010 Pazar

finalden kareler..

"rod laver arena"


"maçın bitiş anı"

"şampiyon"


"andy'ye sempati duymaya başladığım an"


"senin için bu kadar üzüleceğimi hiç tahmin etmezdim andy"



"iki oyuncunun da gülümsediği, günün en güzel fotoğrafı"

"baba-oğul"

"I can cry like Roger; it's just a shame I can't play like him."

2009 avustralya açık finaline damgasını vurmuştu federer'in kupa töreninde ağlarken söylediği sözler :

"god,it's killing me"

2004 yılında bir numara olduğu erkekler turunu uzun bir süre domine etmişti federer. 2008 yılı başından itibaren dominasyonunun etkisi azalmaya başladı. bunun sebebi hem nadal, djokovic, murray gibi genç yeteneklerin kendisi için artık birer tehdit haline gelmiş olması, hem de kendi performansında düşüş olmasıydı. roland garros'ta 2005 yılından 2008 yılına kadar dört yıl üstüste nadal'a kaybetmesi çok göze batmamıştı çünkü toprak favori kortu değildi ve kaybettiği oyuncu toprağın gelmiş geçmiş en iyi oyuncularından biriydi. ama 2008 yılında önce avustralya'da djokovic'e, ardından da en iyi olduğu kortta, wimbledon'da nadal'a kaybetmesi işleri değiştirdi. 2006 ve 2007 yıllarını grand slamlerde 3 şampiyonluk ve bir finalle kapatan federer 2008 yılında 1 şampiyonluk, 2 final ve bir yarı finalle yetinmek zorunda kalmıştı. artık federer döneminin bitmekte olduğu söylentileri ayyuka çıkıyordu. bir numarada kalmak için mücadele etmek zorunda olduğu oyuncular kendisinden 6-7 yaş daha gençti ve başarıya, şampiyonluğa aç oyunculardı. nitekim 2008 amerika açık öncesinde bir numarayı nadal'a kaptırmıştı bile. tekrar bir numara olup olamayacağı konuşuluyor, pek de ihtimal verilmiyordu.

derken 2009 yılına girildi. yılın ilk grand slaminde federer yine finaldeydi ama karşısında artık ezeli rakibi haline gelen nadal vardı. artık tenisin yeni bir numarası olan nadal, wimbledon'dan sonra ikinci kez favori olmadığı kortta federer'i yenerek şampiyon oldu. nadal bu şampiyonlukla federer'in, pete sampras'a ait 14 grand slam şampiyonluğu rekorunu egale etmesine de engel oluyordu. ödül töreni çok dramatikti. federer mikrofonu eline aldığında kendini tutamayıp ağlamaya başlamış ve ağzından yazının başında bahsettiğim, tarihe geçen sözler dökülmüştü. o günden sonra federer'in bir daha eskisi gibi olamayacağı, onu seven sevmeyen herkesin ortak görüşü haline gelmişti.

aradan tam bir yıl geçti. bu süre zarfında federer daha önce kazanmayı başaramadığı roland garros'u kazanarak kariyer slam'ini tamamladı. ardından wimbledon'da altıncı şampiyonluğa ulaşırken toplamda 15 grand slam şampiyonluğu ile sampras'ın rekorunu kırdı. 2008 amerika açık öncesinde kaybettiği bir numarayı, tam bir yıl sonra, 2009 amerika açık öncesinde geri aldı nadal'dan.

ve işte bugün, federer'in ağlayarak konuşmaya çalıştığı o ödül töreninden tam bir yıl sonra, yine bir ödül töreninde, yine gözyaşları arasında konuşmaya çalışan bir oyuncu vardı aynı kortta.

"I can cry like Roger; it's just a shame I can't play like him."

sözleriyle tarihe geçen bu defa andy murray oldu. kariyerinin ikinci slam finalinde yine federer'e kaybetmişti. bugüne dek gülüşüne bile pek tanık olamadığımız bu soğuk ve pek de sevilmeyen ingilizin ağladığını görmek herkesi şaşırttı, aynı zamanda da sempati kazanmasına sebep oldu. kimbilir belki ilerleyen yıllarda onun şampiyonluğunu konu alan bir yazıda tekrar bahsederiz bugünkü gözyaşlarından.



bugünün şampiyonu federer ise avustralya'da oynadığı oyunla, eski günlerine döndüğünü göstermiş oldu. özellikle çeyrek finaldeki davydenko maçının 2.setiyle başlayan, tsonga ve murray maçlarıyla devam eden performansı çok üst düzeydi. bugün oynadığı 224. grand slam maçında 197. galibiyetini aldı ve 16.şampiyonluğunu elde etti. ranking puanını 11350'ye çıkararak bir numaradaki yerini biraz daha sağlamlaştırdı. kırdığı onca rekordan sonra sampras'ın 286 haftalık bir numarada olma rekoruna da çok yaklaşmış oldu. muhtemelen haziran ayında bu rekoru da kırmış olacak.


son bir yıl içinde başardıklarından sonra artık eminim ki (sağlık problemi olmadıkça) en az 2-3 yıl daha tenisin zirvesinde göreceğiz federer'i. onun eşsiz forehand'ini, nadal ve murray gibi rakipleri sayesinde geliştirdiği backhand'ini, kritik anlardaki inanılmaz vuruşlarını, benzersiz oyun zekasını, kısacası Roger Federer'i izleme şansına sahip olacağız bir süre daha. yeni rekorlar kırmaya, kırdıklarını geliştirmeye devam edecek. onu bu denli motive eden her neyse artık, şampiyonluklar kazandırmaya devam edecek ona. tenis tarihinin en iyisi olduğunu çoktan ispatlamış olan bu efsane, bir gün tenise veda ederken ardında, kendinden sonrakilerin başardıklarını tekrar etmek için cesaret bile bulamayacakları bir kariyer bırakmış olacak.

wait britain...this is not your time...

bugün oynanan avustralya açık 2010 erkekler finalinde isviçreli roger federer, britanyalı andy murray'i 63 64 76 yenerek 16.grand slam şampiyonluğunu kazandı. 74 yıldır grand slam şampiyonluğu bekleyen britanyalılar bunun için biraz daha beklemek zorunda. umutlarının yeşermesine sebep olan andy murray 22 yaşında. kariyerinin ikinci grand slam finaline çıktı bugün ve ilkinde olduğu gibi yine federer'e karşı kaybetti. federer ilk grand slam şampiyonluğunu 22 yaşında kazanmıştı. yani andy için de geç sayılmaz. mutlaka yeni fırsatlar yakalayacaktır. kendisinin de söylediği gibi..bugün değil belki ama bir gün mutlaka...

28 Ocak 2010 Perşembe

made in china..

hiç olmamış şey oldu.. bir grand slam yarı finalinde iki tane nur topu gibi çinlimiz oldu..avustralya açıkta dün kirilenko'yu yenen jie zheng'den sonra bugün de venus'ü yenen na li yarı finale çıktı.

kim derdi ki turnuvadan önce, avustralya açık yarı finalinde serena, justine olacak, jie zheng'le na li de onlara eşlik edecek? sayısal lotoyu tutturmaktan bile daha zor ya :)

yarın yarı finaller oynanacak. serena na li ile, justine jie zheng ile maç yapacak.

allah esirgeye de, çinlilerin finali olmaya...

27 Ocak 2010 Çarşamba

grand slam man...

başka bir açıklaması yok bu işin. bu adam grand slamlerde bambaşka bir havaya bürünüyor. nasıl oluyor da nerdeyse her seferinde bu işi başarıyor anlamıyorum. şimdi düşünün.. bir maç oynanıyor. taraflardan birisi ilk seti rakibine göz açtırmadan (sonradan öğrendik ki aslında göz açtırmayan biraz da güneşmiş!!) 6-2 alıyor. sonra ikinci sette de servis kırarak 3-1 öne geçiyor. hatta 4-1 olmasına sebep olacak iki servis kırma puanı elde ediyor. tam bu anda elektrik kesiliyor. 40-45 dakika sonra elektrik geldiğinde merakla maçtaki skora bakıyorsunuz. bıraktığınızda setlerde 1-0, ikinci sette 3-1 önde olup 4-1 yapmak üzere olan adam seti 6-3 kaybetmiş. bu yetmemiş üçüncü seti 6-0 kaybetmiş. o da yetmemiş dördüncü sette servis kırdırıp 2-0 yenik duruma düşmüş. şimdi eğer durum böyle olsaydı, yani gerçekten elektrik kesilseydi veya maçın o bölümünü bir şekilde izleyememiş olsaydım, hemen sebep araştırmaya başlardım. acaba maça bu kadar hızlı başlayan oyuncu sakatlanmış mıdır? midesine, bacağına kramp mı girmiştir? ya da tam o anda çok sevdiği bir yakınının ölüm haberi mi çalınmıştır kulağına tribünden? bunlardan birisi olmalıdır ki durum o halden bu hale gelsin değil mi? değil işte..yok öyle birşey.. maçı kesintisiz izledim. yani maçı alıp götürmekte olan oyuncunun, birdenbire 13 oyun üstüste kaybedip, maçı kaybedişine tanık oldum. bu saydığım sebeplerden hiçbirisi olmadı. ama ne oldu da böyle oldu onu da bilmiyorum. bu adam böyle işte..her seferinde bir şey yapıyor. işler böyle birdenbire değişiveriyor. hani şans desem değil, her seferinde şansla olur mu? büyücü müdür nedir? yok, o da olmaz. e ne peki? bilen varsa söylesin. böyle yapa yapa adam 23 kez üstüste grand slam yarı finaline çıktı. bu sıralamada ikinci sırada olan kimdir ve rekoru kaçtır? sanırım ivan lendl ve rekoru da 10. söylenecek kelime var mı? 23 kez üstüste demek ne demek? 24 olsa 6 yıl demek. yani 6 yıldır bu adam hiç mi sakatlanıp arada bir grand slam atlamaz? hadi sakatlanmadı diyelim..hiç mi boş bulunup yarı finale kadar bir kerecik yenilivermez? yenilmemiş işte. bu 6 yılın son dört yılında en büyük belalısı olan nadal'ın dizindeki problemden dolayı kariyeri bitti mi, yoksa devam edebilecek mi konusu kaçıncı keredir gündemi meşgul ediyor? nadal'ın kaybettiği kesinleşen iki numara koltuğuna oturmak üzere olan djokovic, daha bu genç yaşında, kaçıncı keredir rahatsızlanıp maç kaybediyor? lafın arasında günün ikinci çeyrek finalinden de bahsetmiş olduk . djokovic, 2008 avustralya açık finalinin rövanşında tsonga'ya 3-2 kaybetti ve elendi bugün. neyse konuya dönelim.. geleceğin bir numarası denen kale gibi sağlam del potro, biraz da sakatlığının etkisiyle elenmedi mi avustralya'da. örnekleri artırmak mümkün ama gereksiz. hem başarıda istikrarı sağlayabildiği, hem olmaz denen şeyleri defalarca yapabildiği, hem de bunları yaparken sağlıklı kalmayı başarabildiği için işte, tarihin en iyisi bu adam. peşine taktığı insanları, maçlarını izlerken içine düştükleri kasvetli havadan birdenbire masmavi bulutsuz bir bahar havasına uçurabildiği için seviyorum onu izlemeyi. bunu nasıl mı başarıyor? bilmiyorum.. önemli de değil zaten. kendisinin de bildiğini sanmıyorum. payına torpilli tarafından verilmiş yeteneklerini kullanıyor sadece. bize de onu izlemek kalıyor..

26 Ocak 2010 Salı

bugün erkeklerde ve kadınlarda ikişer çeyrek final maçı oynandı.

erkeklerde ilk maç roddick/cilic maçıydı. ilk iki seti 76 ve 63 cilic aldı. roddick 63 ve 62 kazandığı iki setle maça denge getirdi. son seti 63 kazanan cilic ilk yarı finalist oldu. roddick, en önemli özelliği olan servisleriyle işi buraya kadar getirebildi. aferin cilic..


günün en önemli maçı nadal/murray arasında oynandı. sonuç maalesef beklediğim gibi olmadı ve yarı finale murray çıktı. ilk sette ilk servis kıran taraf olan nadal bu avantajını koruyamadı ve 63 kaybetti seti. ikinci set tiebreak'le yine murray'nin oldu. üçüncü sette nadal 3-0 yenik durumdayken dizindeki sakatlıktan dolayı maçtan çekildi. böylece nadal geçen yıl şampiyon olduğu turnuvadan çeyrek finalde elenmiş oldu. 2000-360=1640 puan kaybetti..


kadınlarda, bu yıl ki peri masalının kahramanı justine henin yoluna devam ediyor. çeyrek final mücadelesinde petrova'yı brisbane'den sonra bir kez daha yenmeyi başardı. 76 75


ikinci maçta çinli jie zheng, rus maria kirilenko'yu 61 63 yenerek yarı finalde henin'in rakibi oldu. kirilenko zaten ilk turda sharapova'yı yenerek şaşırtmış ve beklenenin çok ötesinde işler yapmıştı.


yarın kalan çeyrek final maçları oynanacak. önce venus na li ile, sonra serena azarenka ile oynayacak. ardından akşam seansında olması gereken günün en önemli maçı, federer/davydenko var. bu kararlarından ötürü organizatörleri kutluyorum!! sonra akşam seansında da djokovic/tsonga maçı var.

25 Ocak 2010 Pazartesi

yine yeni yeniden federer & davydenko

avustralya açık'ta bugün oynanan maçlarla erkeklerde çeyrek finalistler belli oldu. günün son maçında federer evsahibi ve eski dünya bir numarası lleyton hewitt'i 62 63 64 yenmeyi başardı. federer büyük turnuvalarda hep olduğu gibi, turlar ilerledikçe oyun seviyesini yükseltmeye devam ediyor. bugün kortta son zamanlarda izlediğim en iyi, en agresif federer vardı. forehand'de zaten üst düzeydi ama özellikle backhand vuruşlarında da çok güçlü ve çok cesurdu. hewitt'i şaşırtan ve dengesini bozan backhand winner'lar izledik federer'den bol bol. hewitt ancak üçüncü setin sonlarına doğru oynanan oyuna denge getirmeye başladı ama bu da yeterli olmadı.


gelelim çeyrek finallere.. oynadıkları ve federer'in galip geldiği 12 maçtan sonra, son iki maçtır federer'i yenmeyi başaran davydenko, dördüncü turda fernando verdasco ile yaptığı beş setlik zorlu mücadeleden sonra federer'in rakibi oldu çeyrek finalde. her iki oyuncu için de zor bir maç olacak. bu bir grand slam turnuvası ve federer'in bu tür turnuvalarda nasıl bir konsantrasyonla oynadığını biliyoruz. üstelik bugün hewitt maçındaki performansı da çok üst düzeydi. head-to-head'de son dönemde patlak veren davydenko üstünlüğüne son vermek isteyecektir. biraz iddialı olacak ama ben federer'in 3 veya 4 sette kazanacağını düşünüyorum.

ikinci çeyrek final eşleşmesi djokovic/tsonga arasında oldu. çeyrek finale kadar güle oynaya nerdeyse terlemeden geldi djokovic. tsonga ise önce haas ile dört setlik, sonra da almagro ile beş setlik zor maçlardan geçip geldi buraya. 2008 finalinde de birbirlerine karşı oynayan bu ikiliden galip gelen taraf yine djokovic olur diyorum.

üçüncü çeyrek final eşleşmesi roddick/cilic arasında oldu. cilic çıkışını sürdürüyor ve sürdürecek bence. roddick, 2009 wimbledon finalindeki gibi bir oyun oynamazsa, yarı finale çıkan isim cilic olur.

son çeyrek final eşleşmesi de oldukça heyecan verici: nadal/murray. nadal turnuva başından beri iyi oynuyor. murray de sessiz sedasız ama iyi gidiyor. tahmin yapmak zor ama bu maç için benim favorim nadal. öyle olsun istiyorum açıkçası.

çeyrek finallerden roddick/cilic ve nadal/murray maçları salı gününün programına konulmuş. diğer iki maç da çarşamba günü oynanacaktır muhtemelen..

24 Ocak 2010 Pazar

kuralar çekildiğinde beni en çok heyecanlandıran eşleşmelerin başında geliyordu dördüncü turdaki muhtemel cilic/del potro maçı. marin cilic'in del potro ile birlikte yeni neslin en başarılı yeteneklerinden birisi olduğunu düşünüyorum. del potro kendini geçtiğimiz yıl ispatladı. 2009 amerika açık finalinde federer'i yenerek ilk grand slam şampiyonluğunu kazandı. şampiyonluk etiketi oyuncunun üstüne bir yapıştı mı artık beklentiler hep yüksek oluyor. bu nedenle bugün oynanan cilic/del potro maçının favorisiydi del potro. oysa cilic'in sırası gelmişti artık.

del potro'nun turnuva öncesi ufak bir sakatlık problemi vardı. ilk tur maçından beri her maçta set kaybederek devam ediyordu. ikinci turda james blake ile 5 setlik çok zor bir maç yapmış ve deyim yerindeyse direkten dönmüştü.

del potro ve cilic'in profilleri birbirine benzerliklerle dolu. her ikisi de 21 yaşında, del potro sadece beş gün daha büyük cilic'ten. ikisi de 1.98m boyunda. 2005 yılında profesyonel olmuşlar. del potro 2009 yılında büyük çıkışını gerçekleştirirken, cilic de sinyallerini vermeye başlamıştı. ilk karşılaşmaları 2009 avustralya açık dördüncü turundaydı. o maçta ilk seti 5-7 kaybeden del potro, sonraki setleri 6-4,6-4,6-2 alarak kazanan taraf olmuştu. ikinci randevuları yine bir grand slam'de, 2009 amerika açıkta oldu. dördüncü turda andy murray'i üç sette geçerek önemli bir sürprize imza atan cilic, kariyerinin ilk grand slam çeyrek finalinde del potro ile oynamış, bir kez daha ilk setini kazandığı maçta rakibinin 3-1 galip gelmesine engel olamamıştı.

bugün üçüncü kez karşı karşıya geldiler. geçen yılın avustralya açık'ında olduğu gibi yine dördüncü turda. bu defa ilk seti kazanan 7-5 del potro oldu. ve bu kendisine hiç de uğurlu gelmedi. ikinci seti 6-4 ve üçüncü seti 7-5 kazanan cilic, durumu 2-1 lehine çevirdi. dördüncü sete ağırlığını koyan del potro 7-5 ile seti kazanırken, beş sete gitmesi garanti olan maçı final setine taşımış oldu. final setinde kararlılığını sürdüren cilic, 6-3 ile bu seti de alarak galibiyete ulaşan taraf oldu.

cilic bu galibiyetle avustralya açık'ta ilk, kariyerinde ikinci kez grand slam çeyrek finali görmüş oldu. geçen yıl iki grand slamden elenmesine sebep olan del potro'dan da rövanşı aldı.

blogdaki anketin sürpriz adayları içinde en çok oyu alan cilic, böylece bizi haklı çıkardı. zaten adaylar içinde hala devam etmekte olan son isim kendisi :)

çeyrek finalde roddick ile oynayacak cilic. benim tahminim roddick'i geçip, nadal/murray maçının galibiyle yarı final oynayacaktır.